Küresel istihbaratın görünmez eli Palantir: Büyülü küreden savaş alanına
Adını Yüzüklerin Efendisi'ndeki büyülü kürelerden alan Palantir, devasa veri işleme kapasitesiyle ABD istihbaratından İsrail ordusuna kadar birçok yapının karar mekanizmasını şekillendiriyor.
Ahmet Taş | Şehitler Ölmez
İSTANBUL, TÜRKİYE — Bireylerin banka hareketlerinden uydu görüntülerine, tıbbi kayıtlardan cep telefonu sinyallerine kadar dünyadaki devasa veri okyanusunu tek bir platformda birleştiren Palantir firması, küresel gözetim ve modern savaş stratejilerindeki rolüyle hem hayranlık hem de derin endişe uyandırıyor.
J.R.R. Tolkien'in Yüzüklerin Efendisi evrenindeki her şeyi gören "büyülü taşlardan" adını alan şirket, bugün devlet kurumlarının ve askeri güçlerin ellerindeki karmaşık verileri işleyerek gerçek zamanlı bir "büyük resim" sunuyor. Şirketin kurucuları bu gücün ulusal güvenliği sağlarken sivil özgürlükleri koruduğunu savunsa da, eleştirmenler Palantir'i mahremiyet ihlallerinin ve 21. yüzyılın en tehlikeli distopik gözetim ağının mimarı olarak tanımlıyor. Firmanın CIA desteğiyle başlayan kuruluş hikayesinden, Gazze'deki savaş alanlarına ve göçmen karşıtı operasyonlara uzanan faaliyetleri, teknolojinin savaş ve toplum üzerindeki dönüştürücü etkisini gözler önüne seriyor.
Parçalı verilerden büyük resme ulaşmak
Palantir'in sunduğu hizmetin temel gücü, birbirinden tamamen farklı formatlarda, farklı kurumlarda dağınık halde bulunan parçalı verileri hızla entegre edebilmesi. Şirket, aylar sürebilecek veri eşleştirme süreçlerini özel algoritmaları sayesinde günler, hatta saatler içine sığdırabiliyor.
Bu durum, özellikle 1960'lardan kalma eski programlama dillerini kullanan devlet bürokrasileri için büyük bir avantaj sağlıyor. Palantir yazılımları, müşterinin mevcut eski sistemlerinin üzerine kurularak, altta yatan mimariyi değiştirmeden verileri entegre edip analiz edilmesini mümkün kılıyor. Böylece veri mühendisliği becerisi olmayan sıradan bir istihbarat analisti bile karmaşık bağlantıları kolayca görebiliyor. Şirketin sivil sektör için geliştirdiği platform "Foundry" adını taşırken, doğrudan devlet, istihbarat ve askeri kuvvetler için hazırlanan amiral gemisi platformu "Gotham" adıyla biliniyor.
Gotham sistemi ve 'öngörücü polislik' eleştirileri
Adını Batman evreninden alan Gotham platformu, bir kişinin göz renginden araç plakasına, sosyal medya paylaşımlarından seyahat geçmişine kadar elde edilebilen tüm verileri birleştirerek kusursuz bir profil çıkarıyor. Sistem, sadece mevcut durumu analiz etmekle kalmıyor, aynı zamanda hedefin sosyal ağlarını haritalandırarak gelecekteki olası davranış kalıplarını da tahmin etmeye çalışıyor.
Palantir "öngörücü polislik" (predictive policing) yapmadığını iddia etse de, şirketin "suç tahmini" sistemleri tam olarak bu prensiple çalışıyor. Sistem geçmiş suç verilerini analiz ederek belirli bölgeleri veya kişileri "yüksek riskli" olarak etiketliyor. Ancak etik araştırmacıları, bu tür yapay zeka sistemlerinin önyargılı verilerle beslendiğinde "kendi kendini doğrulayan bir döngü" (feedback loop) yarattığını; örneğin polis bir mahalleyi riskli görüp daha çok devriye gezdikçe, algoritmanın o bölgeyi daha da suçlu olarak işaretlediğini belirtiyor. WIRED dergisine konuşan eski bir Palantir çalışanı durumu şu sözlerle özetliyor: <blockquote>"Bu gerçekten çok güçlü bir araç ve yanlış ellerde gerçekten tehlikeli olabilir. Bence insanlar bundan gerçekten korkmalı."</blockquote>
Savaş alanlarında test edilen teknoloji
Sistemin sivil hayattaki riskleri tartışılırken, Palantir kendini en çok askeri çatışma alanlarında kanıtladı. Şirket, ABD'nin Irak ve Afganistan işgalleri sırasında orduya yazılım desteği sağlayarak rüştünü ispatladı.
Özellikle Irak'ta, yollara döşenen el yapımı patlayıcıların (EYP) yerini tahmin etmede büyük başarı sağlandı. Sistem, geçmiş patlamaların yeri, saati ve koşullarını analiz ederek ABD konvoyları için güvenli rotalar oluşturdu. Afganistan'da ise "yaşam örüntüsü" (pattern of life) analizi kullanıldı. Gözetim altındaki köylerdeki insanların günlük hareketleri izlenerek "normal davranış" modeli çıkarıldı; bu modelden sapan her hareket ise olası bir tehdit olarak işaretlendi. Bu askeri başarılar, şirketin ABD savunma sanayisinin vazgeçilmez bir parçası olmasını sağladı.
Gazze'deki gözetim ve İsrail ile anlaşmalar
Palantir'in en çok eleştirildiği alanlardan biri ise İsrail ordusuyla olan yakın işbirliği. Şirketin CEO'su Alex Karp, 2024 yılında bizzat Tel Aviv'e giderek İsrail Savunma Bakanlığı ile yapay zeka platformlarının savaşta kullanımı üzerine yeni bir anlaşma imzaladı.
+972 Magazine ve The Guardian gibi yayın organlarının haberlerine göre, İsrail ordusu Gazze'de yaşayan hemen hemen her birey hakkında topladığı devasa istihbarat verilerini (sinyal istihbaratı, gözetleme görüntüleri, sosyal medya) bulut sunucularında depoluyor. Palantir'in yapay zeka araçları da bu verileri işleyerek hedeflerin belirlenmesinde kullanılıyor. İfşacı Edward Snowden'ın açıklamalarına göre, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) uzun yıllar boyunca ABD'deki Filistinli Amerikalıların iletişim verilerini İsrail ile paylaşarak bu makinenin "veri yakıtını" sağladı. Bu durum, insan hakları savunucuları tarafından devasa bir distopik ağ olarak nitelendiriliyor.
CIA desteğinden günümüze: Kurucu felsefe
Şirketin bugünkü konumuna gelmesinin ardında, milyarder yatırımcı Peter Thiel ve yakın arkadaşı CEO Alex Karp'ın sıradışı vizyonu yatıyor. 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Thiel, PayPal'da sahte işlemleri yakalamak için geliştirdikleri algoritmaları "terörist avlamak" için uyarlamaya karar verdi.
2003 yılında kurulan şirketin ilk fonu Thiel'in kişisel servetinden karşılansa da, asıl kırılma noktası 2005 yılında CIA'in girişim sermayesi kolu olan In-Q-Tel'in Palantir'e yatırım yapmasıyla yaşandı. Bu yatırım, Silikon Vadisi'nde henüz "savunma teknolojisi" kavramının pek sıcak bakılmadığı bir dönemde şirkete muazzam bir güvenilirlik kazandırdı. Şirketin CEO'su Alex Karp, Batı'nın teknolojik ve ilkesel olarak üstün olduğunu açıkça savunan bir isim. Karp'a göre teknoloji sektörü, ABD hükümetine "ahlaki bir borç" taşıyor ve güvenliğin üretildiği bir ortamda mahremiyet ihlalleri ikinci planda kalabiliyor.
Yakın zamanda şirket tarafından yayımlanan 22 maddelik manifesto, bu ideolojiyi açıkça ortaya koydu. Teknoloji firmalarının savunma sanayisiyle bütünleşmesini savunan bu manifesto, kullanıcı gizliliğini savunan sivil toplum kuruluşları ve teknoloji vakıfları tarafından sert bir şekilde eleştiriliyor. Tartışmalar, teknolojinin şeffaflıktan uzak bir şekilde savaş ve gözetim amacıyla kullanılmasının yaratacağı küresel riskleri her geçen gün daha da büyütüyor.













