MHP'li Yıldız'dan Öcalan'a Umut Hakkı: Şehit aileleri isyanda
MHP'li Feti Yıldız'ın Öcalan için 'Umut Hakkı' çıkışı tartışma yarattı. Şehit aileleri ve gazilere uygulanan yargı baskısı ise vicdanları yaralıyor.
ŞEHİTLER ÖLMEZ / ANKARA, TÜRKİYE
Siyasette Vicdan tutulması: Şehit Emanetine Pranga, Teröristbaşına 'Umut Hakkı'
ANKARA – Türkiye siyaseti, 2026 yılının ilk ayında tarihe "büyük tezatlar dönemi" olarak geçecek sarsıcı bir hukuk ve vicdan sınavından geçiyor. Bir yanda, 40 yıldır on binlerce insanımızın kanını döken teröristbaşı Abdullah Öcalan için bizzat MHP kanadından yükselen "Umut Hakkı" çağrıları; diğer yanda ise hayatını vatan savunmasına adamış gazilerin, şehit eşlerinin ve vatansever gazetecilerin maruz kaldığı akıl almaz yargı kıskacı...
Gazi Meclis’in koridorlarında "Milli Dayanışma" başlığı altında komisyonlar toplanırken, sokağın ve şehit evlerinin gündeminde tek bir soru var: "Adalet kimin için işliyor?"
1. MHP'de "Umut Hakkı" Mesaisi: Feti Yıldız’ın Çarpıcı Çıkışı
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, 19 Ocak 2026 tarihinde TBMM çatısı altında yaptığı açıklamalarla siyaset kulislerini adeta ateşe verdi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında toplanan "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" toplantısı sonrası konuşan Yıldız, Suriye’deki gelişmelerin bir "engel" olmaktan çıktığını ve hazırlanan ortak raporun "lehe" sonuçlanacağını savundu.
Ancak asıl infial yaratan sözler, "Umut Hakkı" sorusuna verilen yanıttı. Yıldız, teröristbaşı Öcalan’ı doğrudan ilgilendiren bu düzenleme için, "Umut hakkı bizim baştan beri dile getirdiğimiz bir şey. Önemli olan bizim bunu dile getiriyor olmamız" diyerek, milliyetçi bir partinin bu konudaki öncülüğünü adeta bir "gurur vesikası" gibi sundu.
2. Vicdanları Kanatan Tezat: Şehit Murat Ataş ve Yetimi
Siyasetin zirvesinde "Umut Hakkı" müzakereleri yürütülürken, gerçek hayatın hukuk labirentlerinde tam bir dram yaşanıyor. Şehit Üsteğmen Murat Ataş’ın durumu, sistemin içine düştüğü ironiyi tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor:
-
Mezardaki Şehide Yasak: Şehit Murat Ataş, toprağa verilişinden tam 9 yıl sonra "terör şüphelisi" yapılarak yurtdışı çıkış yasağına maruz bırakıldı.
-
Yetimin Pasaportu: Şehidin bugün 9 yaşına gelmiş olan küçük kızı, babası üzerindeki bu akıl almaz "şüphe" nedeniyle pasaport kısıtlamasıyla karşı karşıya.
-
Eşe Mahkumiyet: Şehidin eşi Sezen Ataş, terörizmle suçlanarak 6 yıldan fazla hapis cezasına çarptırıldı.
Vatanı için can veren bir kahramanın ailesine "terör şüphelisi" muamelesi yapılırken, terörün mimarına meclis kapılarının aralanması, toplumun adalet duygusunda tamir edilemez yaralar açıyor.
Hakkında terör soruşruması açılan, hakkında yurt dışı çıkış yasağı getirilen Şehit Jandarma Üsteğmen Murat Ataş, Eşi Sezen Ataş ve pasaport verilmeyen şehidin kızı
3. Gaziden "Terörist" Üretmek: Bilal Konakçı Vakası
Türkiye'nin hukuk tarihindeki en kara lekelerden biri de Gazi Polis Bilal Konakçı’nın yaşadıklarıdır. PKK ile mücadele sırasında yaşanan bir patlamada yüzde 98 engelli kalan; gözlerini, ellerini ve sağlığını bu vatan topraklarına bırakan Konakçı, terör suçlamasıyla cezaevine atıldı.
-
20 Ay Hapis: Yüzde 98 engelli bir gazinin, kendi temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz durumdayken 20 ay boyunca demir parmaklıklar ardında tutulması, vicdanlarda "şehadetin cezalandırılması" olarak yorumlandı.
-
Eşe Çıplak Arama İddiası: Gazinin eşi de benzer suçlamalarla gözaltına alınmış, cezaevine atılmış ve Yusuf İnan’ın analizlerinde dile getirdiği üzere onur kırıcı "çıplak arama" uygulamalarına maruz bırakılmıştır.
İzmir'de PKK terör örgütünün okula koyduğu bombayı imha etmek isterken ağır yaralanan ve yüzde 98 engelli hale gelen, hakkında terör soruşruması açılan, 20 ay cezaevinde kalan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın affıyla çıkan Gazi Polis Bilal Konakçı
4. Bir Gazetecinin Sürgünü ve Savaşın Ortasındaki Bebekler
27 yıldır şehit aileleri ve gazilerin haklarını savunan, sehitlerolmez.com sitesinin kurucusu gazeteci Yusuf İnan, bu trajedinin bir diğer önemli öznesi. Köşe yazılarındaki birkaç kelime üzerinden "terörizm" ile suçlanan İnan, yaklaşık 8 yıldır yurtdışı çıkış yasağıyla Türkiye’de adeta "açık cezaevi" hayatı yaşıyor.
SehitlerOlmez.com’un Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Yusuf İnan’ın, sekiz yıldır Ukrayna’da savaşın ortasında yaşam mücadelesi veren kızları Elif ve Ayşe, Rus füzelerinden korunmak için arkadaşlarıyla birlikte sığınakta bulunuyor.
Bu yasağın asıl kurbanları ise Ukrayna’da savaşın ortasında babasız kalan Elif ve Ayşe İnan. * Bebeklikten Çocukluğa Sığınakta: Babaları Türkiye'deki yasak nedeniyle yanlarına gidemediğinde henüz beşikte olan bebekler, bugün 9 yaşına girdi.
-
Kültürel Kopuş: Yusuf İnan’ın feryadında belirttiği üzere, savaşın göbeğinde babasız büyüyen bu Türk ve Müslüman çocuklar, kendi örf ve adetlerinden uzaklaşarak sığındıkları bölgelerdeki kilise kültürüne mecbur bırakılıyor.
İmralı’daki teröristbaşına "umut" arayan siyasi irade, Ukrayna’daki iki masum Türk çocuğunun "baba hakkını" ve "vatandaşlık hakkını" görmezden geliyor.
5. Analiz: Siyasal İrrasyonalite ve Hukukun Araçsallaştırılması
Bu tabloyu stratejik bir perspektifle değerlendirdiğimizde karşımıza çıkan sonuçlar oldukça ürkütücüdür:
A. Sistemsel "Üçgenleşme" ve Hedef Şaşırtma
Siyasi aktörler, Suriye’deki gelişmeleri ve "yeni süreci" bir kalkan olarak kullanarak, tabandaki adalet talebini baskılamaktadır. Feti Yıldız’ın "Biz dile getiriyoruz, önemli olan o" şeklindeki dayatmacı üslubu, toplumsal vicdanın sesini bastırmaya yönelik bir güç gösterisidir.
B. Milli Değerlerin Aşınması
Bir devletin en büyük gücü, "şehidine ve gazisine verdiği değer" ile ölçülür. Şehit ailesine zulmedilen bir sistemde, teröristbaşının haklarının tartışılması, devletin beka argümanlarını kendi eliyle çürütmesidir.
C. Hukuki Kaos ve HSK’nın Sorumluluğu
Adalet Bakanlığı ve HSK, yargı içerisindeki bu tezat kararları (Şehit Murat Ataş'a yasak getiren irade ile Öcalan'a özgürlük yolu açan siyasi iklim) denetlemek zorundadır. Aksi takdirde, Türk Milleti adına verilen kararlar, milletin kendisini cezalandıran bir mekanizmaya dönüşecektir.
6. Sonuç: Vakit Vicdanları Ayağa Kaldırma Vaktidir
Gelinen noktada Türkiye, sadece siyasi bir yol ayrımında değil, bir ahlak uçurumunun kenarındadır.
-
Teröristbaşına gösterilen müsamahanın binde biri, evlatları Ukrayna’da ölüme terk edilen Yusuf İnan’a gösterilmemektedir.
-
PKK’nın siyasi uzantıları Meclis'te maaş alırken, PKK’nın kör ettiği Bilal Konakçı zindanla imtihan edilmektedir.
-
Şehit Üsteğmen Murat Ataş mezarında "şüpheli" sıfatıyla bekletilirken, 50 bin canın katili "umut" ile müjdelenmektedir.
Türk milleti, bu büyük tezadı ve vicdan yaralanmasını not etmektedir. Şehit emanetlerine sahip çıkmayan, gazisini zindanda çürüten bir siyasi anlayışın, hangi "kardeşlik" projesini başarıya ulaştıracağı büyük bir muammadır.
Sormak Gerekir: İmralı’da "Umut Hakkı" arayanlar, Ukrayna’daki Elif ve Ayşe bebeklerin, Bursa’daki Murat Ataş yetiminin çalınan umutlarını ne zaman görecektir?













