Nefret Dili Tartışması, İmralı ve Gerçeklerle Yüzleşmek

Öcalan ve İmralı tartışmaları bağlamında medya dili, mağdurların adaleti ve silah bırakma çağrısı: özür ve sorumluluk talebini ele alan bir köşe yazısı.

Nefret Dili Tartışması, İmralı ve Gerçeklerle Yüzleşmek

YUSUF İNAN YAZDI...

Çözümün tek yolu: Silahları susturmak, özür dilemek ve gerçeklerle yüzleşmek

DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Abdullah Öcalan’ın bazı basın kuruluşları ve yorumcularının “çözüm ve barıştan uzak, düşmanca bir dil kullandığını” söylediğini aktararak “Medya hâlâ geçmişin nefret dilini sürdürüyor. Bu dili değiştirmek iktidarın sorumluluğunda” dedi. Ayrıca önümüzdeki haftalarda beş kişilik bir komisyon heyetinin İmralı’ya gitmesinin beklendiğini ifade etti.

Şimdi soralım: Öcalan Alzheimer olmuş olabilir mi? Çünkü anlaşılan o ki, Türkiye’nin yakın tarihini, ödenen büyük bedelleri ve yaşanan acıları unutmuş gibi konuşuyor. Öcalan’ın kim olduğunu, bu ülkenin hafızasında neyi temsil ettiğini hatırlamakta fayda var.

Medyaya “nefret dili” suçlaması kime yakışır?

Öcalan, yıllarca bebeklerin, öğretmenlerin, doktorların, mühendislerin, sivillerin hedef alındığı katliamların emrini veren örgütün başıydı. Yüz binlerce aile, evladını terör saldırılarında kaybetti; anaların yüreği hâlâ yanıyor. Türk milleti bütün bu acılara rağmen sükûnetini koruyorsa bu, Türk Milleti'nin yüce gönüllülüğündendir.

Böyle bir tabloda medyayı “nefret dili”yle suçlamak, en hafif ifadeyle, gerçekle bağını koparmaktır.

Nefret dilini kim üretiyor? 

Yıllarca silahı sözün, tehdidi diyaloğun önüne koyanlar mı, yoksa cinayetleri hatırlatıp adalet talep edenler mi?

“Kobani” hayali ve Gazze benzetmeleri

Türkiye’nin Güneydoğusu'nu yeni bir “Kobani”ye çevirme planı, bölgede yaşayan Kürtlerin geleceğine katkısı yoktur.

PKK, YPG, Öcalan ve DEM'liler  bu dili kullanmaya devam ederse  Kobani “Gazze’ye döner” Türk Milleti yönünü dönüp o tarafa bakmaz.

Yarın bir felakete kapı aralanırsa, “Türkiye bizi kurtarsın” çığlıkları atılacaksa, bugün tahrik dilini terk etmek şarttır.

Bu ülkenin her ferdinin kalbinde  yara var; Kimisinin oğlu, kızı, kardeşi, komşusu vatan uğruna toprağa düştü. Şatafatlı salonlarda kurulan cümleler, o mezar taşlarının soğuk gerçeğini silemez.

Çözümün tek yolu: Silahları susturmak, özür dilemek ve gerçeklerle yüzleşmek

Öcalan ve çevresi, gerçekten barıştan söz edecekse, önce silah bırakmayı ve özür dilemeyi, af istemeyi tartışmalıdır. Öcalan, PKK’yı ve tüm uzantılarını silah bırakmaya ikna eder; Türkiye’nin himayesine girer, ihaneti bırakırsa, hem Kobani’nin hem de bölgede yaşayan Kürtlerin geleceği adına tarihi bir fırsat doğar. Aksi halde, “barış” kelimesi yalnızca propaganda malzemesi olur.

Gerçek barış, önce terörün tasfiyesiyle mümkündür. Siyaset, silahın gölgesinde değil, millet iradesinin aydınlığında yapılır.

“Bu ülke kimin yurdu?” tartışmasına son

Bu ülke Türkiye Cumhuriyeti’dir. Dili Türkçedir. Bu topraklarda yaşayan herkes, eşit haklara sahip Türk milletinin bir parçasıdır. Devletin, yıllarca kan döken örgüt mensuplarına dahi bir “fırsat penceresi” açması, Türk milletinin asaletinin göstergesidir. Fakat bu yüce gönüllülüğü suistimal edip milleti sürekli sınamak, sabrı zorlamaktır.

Kırmızı halı bekleyenler önce, çocuklarını öldürttükleri anaların gözünün içine bakmalıdır. Gerçeklerle yüzleşmeden barış cümleleri kurmak, acıları istismar etmektir.

Alzheimer sorusu neden önemli?

“Öcalan Alzheimer mı?” sorusu elbette bir tıbbi teşhis iddiası değildir; bir hatırlatma çağrısıdır. Hafızanın silindiği, tarihin buharlaştığı izlenimi veren her söz, bu millete haksızlıktır. Evet, dilimizi yumuşatmalıyız; ama önce dilin arkasındaki niyeti değiştirmeliyiz. Tetiği bırakmadan barış çağrısı yapmak, kelimelerle makyaj yapmaktır.

DEM’lilere açık çağrı

DEM Parti’nin de tercihi nettir: Ya terör diliyle arasına tel örgü değil, duvar örecek; ya da şiddeti normalleştiren söylemin parçası olmayı sürdürecektir. Sırtını şiddete dayayan bir siyaset, ne Kürtlerin ne de Türkiye’nin yararınadır. Siyaset, “kurban anlatısından” değil, çözüm üretme iradesinden güç alır.

Öcalan Özür Dilemelidir

Her şeyden önce, PKK elebaşısı Abdullah Öcalan; ölüm emri verdiği bebeklerin ailelerinden, öğretmen, doktor, mühendis, köylü ve sivillere yönelik katliamların kurbanlarından açıkça özür dilemelidir. Dünyanın hiçbir yerinde mağdurların katilden özür dilemesi beklenmez; vicdan ve hukuk düzeni tersini emreder. Özür dilemesi gereken, işlenen cinayetlerin emrini veren faildir; af talep edecek olan da ancak odur.

Son söz: Kırmızı çizgi hukuktur

Türkiye demokratik bir hukuk devletidir. Çözüm de barış da ancak hukukun çizdiği sınırlar içinde mümkündür. Terörle arasına kesin set çeken herkes, bu ülkenin siyasetinde yer bulur.

Milletin sabrını zorlayan, acıyı romantize eden, “nefret dili” diyerek gerçekleri karartan bir retoriğin sonu yok. Barış istiyorsanız, önce silahı bırakın; sonra gelin, millete hesap verin.  Özür dileyin. Ancak o zaman bu topraklarda gerçek bir normalleşme konuşulabilir.

YUSUF İNAN / YURTTA SULH CİHANDA SULH

Twitter : @Yusufinan2023
Instagram : yusufinan2023
Instagram : fondinan2016
Email : gundem@sehitlerolmez.com

Web: www.sehitlerolmez.com