Nurculuk, Nakşilik, Kadirilik ve Süleymancılık da Ne? Hepimiz Muhammediyiz!
Yusuf İnan'dan ezber bozan analiz: Cemaat ve tarikat etiketleri İslam’ın önüne mi geçiyor? Nurculuk ve diğer yolların asıl kaynağı olan Muhammediliği keşfedin.
- Yusuf İnan
- Gazeteci |Siyasi & Stratejik Analist
Nurculuk da Ne? Hepimiz Muhammediyiz!
İslam dünyası ve Müslümanlar, yürüdükleri yolun koordinatlarını karıştırmaya başladıklarından beri bir patinaj halindeler. Oysa kurtuluşun reçetesi çok basit bir hatırlatmada gizli: Müslümanlar ne Nurcu’dur, ne Nakşi’dir, ne Süleymancı'dır, ne Kadiri’dir...
Hepimiz Muhammediyiz!
Eğer Müslüman, yürüdüğü yolu doğru bilir ve bu yolun kökenini sahibinden öğrenirse, tali yollarda kaybolmaz. Muhammedilik, Hz. Muhammed (sav)’in bizzat kendisinin açtığı, taşlarını doğrulukla döşediği o ana yoldur. Diğer her şey, bu ana yoldan su taşıyan küçük arklar, kanallardır. Kanalları nehir sanmaya başladığımızda ise asıl kaynağı unutuyoruz.
Muhammed-ül Emin: Peygamberlikten Önce Gelen Vasıf
İslam’ın temelleri, bir iddia üzerine değil, bir ispat üzerine yükseldi. Müşrikler bile ona peygamberlik gelmeden önce "Muhammed-ül Emin" diyorlardı. Düşünsene; düşmanın bile sana "Güvenilir" diyor. Peygamberlik iddiası ortaya atıldığında ilk söylenen şey neydi biliyor musun? "O hiç yalan söylemez, akrabaya ve yoksula yardım eder." İslam işte bu doğruluk atomu üzerine inşa edildi. Eğer bir yerde doğruluk yoksa, orada Muhammediliğin sadece ismi kalmıştır, cismi değil.
Bediüzzaman Bir "İzim" Değildir; O Bir Memurdur
Bugün Türkiye’de ve dünyada çokça konuşulan Bediüzzaman Said Nursi meselesine gelelim. Bediüzzaman bir "Nurcu" değildir. O, Risale-i Nur Külliyatı’nın müellifidir, bir Kur’an müfessiridir.
Risale-i Nur’un bugün tüm dünyada ilgi görmesinin sebebi, bir cemaat propagandası olması değil; İslamî hakikatleri ve düsturları aklı ikna edecek şekilde sunmasıdır. Bu asrın rasyonel, sorgulayan insanına Allah’ın varlığını "gözüyle görür gibi" anlatmak bir dehayı gerektirir.
Risale-i Nur o dehadır.
Bediüzzaman’ın ömrü; hapishanelerde, adliyelerde ve karakollarda geçti. O, inzivaya çekilmek istedikçe ilahi irade onu dağın tepesinden alıp halkın arasına attı.
"Allah, has kulunu insanlığın içine çekmiş ve Risale-i Nur gibi bir tefsiri hazırlamakla memur etmiştir. O görevini yaptı ve gitti. Öyle bir gitti ki, arkasında fatiha okunacak bir taş bile bırakmadı!"
İşte asıl Muhammedî yol budur: Benliği eritmek, Allah'da yok olmak.
Cemaatler: Çeşme mi, Yoksa Kanal mı?
Cemaatler ve tarikatlar, eğer Hz. Muhammed (sav) çeşmesinden bir kanal açıp o berrak suyu muhtaç gönüllere ulaştırıyorlarsa, baş tacıdırlar. Ancak ne zaman ki o kanal, çeşmenin önüne geçer; ne zaman ki "kanalın suyu" çeşmeden daha kutsal sayılır, işte o zaman tehlike çanları çalmaya başlar.
Bir toplumun fıtratı gereği farklı meşreplerin olması normaldir. Herkes aynı dilden anlamaz. Ama unutulmamalıdır ki: Cemaat ve tarikatın İslam’ın ve Hz. Muhammed’in önüne geçmesi şirktir.
Muhammedî Mühür Nerede?
Muhammediliğin özü, hayatın her anına o "Emin" sıfatını nakşetmektir. İrşad ve tebliğ, sadece kürsülerde nutuk atmak değildir; lisan-ı hal ile, yani yaşayarak göstermektir.
-
Adliyede: Nurcu veya Nakşi olduğunu söyleyen bir hakim veya savcı düşünün. Eğer o adliyede adalet tecelli etmiyorsa, kararlarının altına vurduğu mühürde Muhammed-ül Emin ruhu yoksa, o kişinin ahiretteki yeri Hz. Muhammed’in yanı olamaz.
-
İş Dünyasında: Bir patron işçisinin hakkını yiyorsa, bir işçi işinden çalıyorsa, yaptıkları işe Allah’ın ve Resulü’nün mührünü vurmuyorlarsa, hangi cemaate mensup olduklarının hiçbir hükmü yoktur.
-
Kışlada ve Karakolda: Polisin ve askerin attığı her adımda doğruluk, adalet ve merhamet yoksa, Muhammedî çizgiden sapılmış demektir.
Modern Cahiliye: Diri Diri Gömülen Ruhlar
Bak dostum, bugünün bu "medeni" asrının, Efendimiz’in doğduğu o "Cahiliyye" döneminden pek bir farkı yok. O gün kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu; bugün ise hem kız hem erkek çocukları ahlaksızlıkla, ilgisizlikle, adaletsizlikle diri diri toprağa (manevi ölüme) gömülüyor.
Kadın cinayetleri, zayıflara yapılan zulüm ve haksızlıklar arşa ulaştı. Adalet terazisi, "şu cemaatçiyiz" diyenlerin olduğu makamlarda bile doğruluk mührüyle mühürlenmiyor.
Sonuç: Hesabı Kendine Kesmek
Muhammedi olmak, hiç kimseyi dışlamadan; Yahudi, Hristiyan, Musevi, Ateist demeden Hz. Muhammed’in yaşam felsefesine uygun bir hayat sürerek dünyaya örnek olmaktır. Muhammedî insan, tüm insanlığı o sevgi ve doğruluk çeşmesinden içirmeye davet eden kişidir.
Şu fani dünyanın geçici olduğunu bilmek zorundayız. Hükümdar da olsan, sıradan bir kul da olsan, hayatının her safhasına o mührü vurmakla sorumlusun.
Unutma: Müslüman olarak doğmuş olmak bir lütuftur, ama Müslüman olarak yaşamak ve ölmek bir tercihtir. Her işinde Hz. Muhammed’in doğruluk mührünü göstermeyenler, ne kadar "Nurcuyuz" veya "şu yolun yolcusuyuz" deseler de, nihayetinde kaybedenlerden olacaklardır.
Yol belli, kaynak belli. Şimdi aynaya bakıp sorma vakti: Vurduğun mühür kimin mührü?
Yusuf İnan
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.













