Okul katliamlarının arkasındaki gerçek: Sorumluluk sadece failin mi?
Kahramanmaraş'taki silahlı okul saldırısı, geçmişteki akran zorbalığı ve öğretmen mobbingi vakalarıyla birleştiğinde eğitim sistemindeki yapısal sorunları ve yargının tutumunu yeniden tartışmaya açtı.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
KAHRAMANMARAŞ, TÜRKİYE — Kahramanmaraş'ta 14 yaşındaki bir öğrencinin kendi okuluna babasının silahıyla gelerek gerçekleştirdiği ve öğretmen Ayla Kara ile öğrencilerin hayatını kaybettiği katliam, Türkiye'nin
Kamuoyu, failin yaşı ve eylemin vahameti üzerinden dehşete düşerken, olayın faturasının yalnızca 14 yaşındaki bir "günah keçisine" kesilmesi, eğitim sistemindeki çok daha derin ve yapısal sorunların üzerini örtme riski taşıyor. Olayın hemen ardından "Bu çocuklar nasıl bu hale geldi?" sorusu sorulurken, geçmişte yaşanan okul içi taciz,
Şirince gezisinden Kahramanmaraş'a uzanan ihmaller zinciri
Türkiye, okullardaki şiddet ve ihmal vakalarına yabancı değil. Kahramanmaraş'taki silahlı eylemin psikolojik ve sosyolojik altyapısını anlamak için, 2013 yılında İzmir Güzelbahçe Cengiz Topel Lisesi'nde yaşanan ve dönemin medyasında geniş yankı bulan N.B.D. vakasına bakmak önem taşıyor. O dönem 14 yaşında olan 1. sınıf öğrencisi N.B.D., okulun düzenlediği Şirince gezisinde akranlarının psikolojik ve fiziksel istismarına maruz kalmış, üzerine prezervatif atılarak rencide edilmişti.
Yaşadığı travmanın ağırlığıyla eve alkollü dönen ve intihara kalkışan genç kız, hayata döndürüldükten sonra da okul yönetiminin "soruşturmayı gizli yürütmeme" kararı nedeniyle ikinci bir travma yaşadı. Olayı duyuran öğretmenler ve öğrenciler nedeniyle "ispiyoncu" damgası yiyen N.B.D., eğitim hayatından koptu. Ailenin "Kızımızın hayatı karardı, psikolojisi bozuldu" feryadına karşılık dönemin okul müdürü Ömer Aslan, tüm iddiaların "yalan ve iftira" olduğunu savunarak aileyi suçlamıştı.
Yazar Yusuf İnan'ın 2021 yılında kaleme aldığı ve bu vakaları incelediği makalesinde vurguladığı gibi, okullarda intihara sürüklenen veya ağır travmalar yaşayan öğrencilerin ardından, sorumluluk taşıyan öğretmen ve idarecilerin sıklıkla korunduğu, hatta ödüllendirildiği bir idari pratik gözlemleniyor.
Yargının tutumu ve medyanın sessizleştirilmesi
Kahramanmaraş'taki trajedinin ardından yalnızca Milli Eğitim Bakanlığının değil, yargı sisteminin de okul içi şiddet vakalarındaki tutumu sorgulanıyor. Öğrencilerin fiziksel veya psikolojik şiddete maruz kaldığı, mobbing gördüğü durumlarda başlatılan idari ve hukuki soruşturmaların çoğu zaman "delil yetersizliği" veya idari koruma kalkanları nedeniyle sonuçsuz kaldığı biliniyor.
Yusuf İnan'ın yazısında da dikkat çektiği üzere, bu tür vakaları gün yüzüne çıkaran, mağdur çocukların ve ailelerin sesi olan gazeteciler ve yayın organları, zaman zaman adli süreçlerle karşı karşıya bırakılarak susturulmaya çalışılıyor. İdareciler hakkında şikayette bulunan ailelere "Bize iftira attın" denilerek karşı davalar açılması, okul içi şiddetin örtbas edilmesine ve "kol kırılır yen içinde kalır" anlayışının kurumsallaşmasına yol açıyor. Mahkemelerin, iddiaların üzerine cesaretle gitmek yerine mevcut statükoyu koruma eğilimi, çocukları okullarda savunmasız bırakıyor.
14 yaşındaki katil: Fail mi, sonuç mu?
Kahramanmaraş'ta tetiği çeken 14 yaşındaki çocuğun bir "canavar" olarak etiketlenip dışlanması, sosyolojik açıdan en kolay çıkış yolu olarak görülüyor. Ancak uzmanlar ve eğitim bilimciler, hiçbir çocuğun bir sabah uyanıp katliam yapmaya karar vermediğine dikkat çekiyor.
Türkiye gibi aile bağlarının ve kültürel değerlerin önemsendiği bir toplumda, 14 yaşında bir çocuğun eline silah alıp öğretmenini ve arkadaşlarını vuracak noktaya gelmesi, uzun süreli bir ihmalin, çözülememiş bir akran zorbalığının veya okul idaresinin göremediği (veya görmezden geldiği) bir krizin sonucudur. DW Türkçe'nin katliam sonrası yaptığı haberde, saldırgan öğrencinin çantasını sürekli arayan ve disiplin sağlayan müdür yardımcılarının olaydan kısa süre önce şikayetler üzerine görevden alınmış olması, okuldaki otorite ve denetim boşluğunun en somut göstergelerinden biridir.
Bu noktada asıl sorgulanması gereken; çocukları eğitemeyen, onların içindeki öfkeyi, dışlanmışlığı ve şiddet eğilimini fark edip müdahale edemeyen eğitim kadrosunun ve okulun psikolojik danışmanlık sisteminin neden çöktüğüdür.
Sorumluluk ağını genişletmek
Bir okulda şiddet veya taciz vakası yaşandığında, faturayı sadece eylemi gerçekleştiren öğrenciye veya mağdur olan aileye kesmek, sorunu çözmüyor. Kahramanmaraş katliamı, "güvenli" ve "kalburüstü" olarak nitelendirilen okullarda dahi sistemin nasıl iflas edebileceğini kanıtladı.
Eğitimcilerin; öğrencileri anlamak, akran zorbalığını engellemek ve şiddet eğilimlerini önceden tespit etmek gibi hayati sorumlulukları bulunuyor. Ancak öğretmenlerin çocuklara mobbing uyguladığı, lise düzeyindeki çocukların cinsel istismara uğradığı ve yöneticilerin bu olayları örtbas etmek için aileleri tehdit ettiği bir sistemde, 14 yaşındaki çocuklardan sağlıklı davranışlar beklemek rasyonel değildir.
Çözüm için yargı ve eğitime çağrı
Türkiye'nin, çocuklarını intihara veya cinayete sürükleyen bu yapısal çürümeyle yüzleşmesi gerekiyor. Bunun için atılması gereken adımlar nettir:
-
Şeffaf Soruşturma: Okul içi şiddet, taciz veya mobbing iddialarında okul idarecileri derhal açığa alınmalı ve bağımsız müfettişlerce şeffaf soruşturmalar yürütülmelidir.
-
Yargının Tutumu: Yargı, mağdur çocukların ve olayları haberleştiren gazetecilerin karşısında değil, yanında durmalı; örtbas girişimlerini cezalandırmalıdır.
-
Psikososyal Takip: Sadece olay olduktan sonra 20 kişilik ekipler göndermek yerine, okullardaki rehberlik sistemleri proaktif hale getirilerek çocukların psikolojik durumları sürekli izlenmelidir.
Kahramanmaraş'ta yaşananlar, sadece bir çocuğun cinneti değil, çocuklarına sahip çıkamayan bir eğitim ve adalet sisteminin alarm zilidir. Bu zili duymamak, gelecekte yeni Şirince vakalarına ve yeni okul katliamlarına davetiye çıkarmak anlamına gelecektir.













