Putin ve Trump Çin için hangi ortak daha ikna edici?
Trump’ın Pekin temaslarının ardından Putin’in Çin ziyareti, Pekin’in Washington ve Moskova arasında nasıl denge kuracağı sorusunu öne çıkardı.
Ahmet Taş | Şehitler Ölmez
ANKARA, TÜRKİYE — ABD Başkanı Donald Trump’ın Pekin ziyaretinden kısa süre sonra Vladimir Putin’in Çin’e gitmesi, Pekin’in Washington ile Moskova arasında hangi ortaklığı daha ikna edici bulacağı sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Euronews’in aktardığına göre Kremlin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bu hafta Çin’e yapacağı ziyaretle iki ülke arasındaki “ayrıcalıklı ortaklığı” daha da geliştirmeyi hedefliyor. Ancak ziyaretin zamanlaması, yalnızca Rusya-Çin ilişkileri açısından değil, Çin’in ABD ve Rusya karşısındaki pazarlık gücü bakımından da dikkat çekiyor.
Pekin aynı hafta iki büyük gücü ağırlıyor
Putin’in Çin ziyareti, Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yaptığı görüşmeden bir haftadan kısa süre sonra gerçekleşiyor. Washington’ın Pekin temasları yüksek beklenti yaratmış olsa da, ticaret, Ukrayna savaşı ve İran dosyasında belirgin bir ilerleme sağlanamadığı belirtiliyor.
Bu tablo, Çin’in iki büyük güçle aynı dönemde yürüttüğü diplomasiyi daha da önemli hale getiriyor. Pekin, bir yandan ABD ile ticaret, Tayvan ve teknoloji başlıklarında pazarlık yürütürken; diğer yandan Rusya ile enerji, savaş ekonomisi, diplomatik destek ve Batı yaptırımlarına karşı dayanıklılık alanlarında ilişkilerini derinleştiriyor.
Asıl soru ise şu: Çin için daha ikna edici ortak kim olacak? Küresel ekonomi, teknoloji ve finans gücüyle Washington mu; yoksa Batı’ya karşı stratejik yakınlık ve enerji iş birliği sunan Moskova mı?
Kremlin zamanlama bağlantısını reddediyor
Putin’in yardımcısı Yuri Uşakov, Rus liderin ziyareti ile Trump’ın son Çin temasları arasında doğrudan bağlantı olduğu yorumlarını reddetti. Uşakov, Çin ile görüşme gündemlerinin önceden belirlendiğini, Putin’in ziyaret tarihinin şubat ayında kararlaştırıldığını söyledi.
Uşakov’a göre Trump’ın Pekin ziyareti daha sonra İran’daki gelişmeler nedeniyle 13-15 Mayıs tarihine çekildi ve bu nedenle Putin’in ziyaretiyle yakın zamanlı hale geldi. Kremlin bu açıklamayla, Moskova’nın Pekin temaslarını Washington’a tepki veya diplomatik karşı hamle olarak sunmak istemediğini gösteriyor.
Ancak uluslararası ilişkilerde takvimler kadar algılar da önemlidir. Trump’ın sınırlı sonuç veren Çin ziyaretinden hemen sonra Putin’in geniş bir heyetle Pekin’e gitmesi, ister planlanmış olsun ister olmasın, Çin’in iki büyük güç arasında artan pazarlık kapasitesini görünür kılıyor.
Putin’in heyeti ekonomik bağımlılığı gösteriyor
Trump Çin’e çok sayıda ABD iş dünyası lideriyle gitmişti. Putin’in heyetinde ise iş dünyası temsilcilerinin yanı sıra beş başbakan yardımcısı, sekiz bakan, bazı bölge valileri ve Rusya Merkez Bankası Başkanı’nın yer alacağı belirtiliyor.
Bu tablo, Moskova’nın Pekin’e yalnızca siyasi değil, ekonomik olarak da ne kadar ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Rusya, Ukrayna savaşından sonra Batı yaptırımları altında Çin’e daha fazla yöneldi. Enerji ihracatı, teknoloji tedariki, finansal akışlar, sanayi ürünleri ve diplomatik destek bakımından Çin, Rusya için vazgeçilmez bir ortak haline geldi.
Heyette Rusya Doğrudan Yatırım Fonu Başkanı Kirill Dmitriev’in de bulunması dikkat çekiyor. Dmitriev, resmi görevinin yanı sıra Kremlin’in ABD yönetimiyle Ukrayna savaşını sona erdirmeye dönük diplomatik temaslarında da kilit müzakerecilerden biri olarak görülüyor. Bu nedenle Pekin temasları, yalnızca Rusya-Çin ekonomik ilişkileriyle sınırlı okunmuyor.
Çin’in Rusya üzerindeki etkisi artıyor
Putin’in öncelikli hedeflerinden biri, Ukrayna savaşının beşinci yılına doğru ilerlediği bir dönemde Çin’in Moskova’ya desteğinin sürmesini sağlamak olacak. Çin, savaştan bu yana Rusya’nın en önemli uluslararası ortağı konumuna geldi.
Batılı diplomatlar ve analistler, Pekin’in ekonomik ve diplomatik desteğinin Moskova’nın savaş kapasitesini sürdürmesine katkı verdiğini düşünüyor. Çin, doğrudan askeri destek verdiği iddialarını reddetse de, Rusya’nın yaptırımlar karşısında ayakta kalmasında Çin pazarının ve Çinli şirketlerin rolü Batı başkentlerinde yakından izleniyor.
Brüksel ve Washington açısından Rusya-Çin yakınlaşması, yalnızca ikili bir ortaklık değil, Batı merkezli küresel düzene karşı daha geniş bir jeopolitik bloklaşmanın işareti olarak görülüyor.
Şi’nin önceliği Ukrayna değil Tayvan olabilir
Buna rağmen Pekin’in öncelik sıralamasında Ukrayna’dan çok Tayvan’ın öne çıktığı değerlendiriliyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping için Tayvan meselesi, Çin’in ulusal bütünlüğü ve Komünist Parti’nin tarihsel hedefleri açısından çok daha merkezi bir dosya.
Bu nedenle hem Trump’ın hem de Putin’in ziyaretleri, Pekin açısından yalnızca ikili ilişkiler değil, daha geniş pazarlık başlıkları üzerinden okunuyor. Çin, ABD ile Tayvan, ticaret ve teknoloji konularında; Rusya ile enerji, yaptırımlar, diplomatik denge ve Ukrayna savaşı üzerinden ilişki kuruyor.
Trump’ın Çin ziyareti sonrasında yaptığı açıklamalar, Tayvan kartının Washington tarafından pazarlık unsuru olarak kullanılabileceği izlenimini güçlendirdi. ABD Başkanı, Tayvan’a yönelik büyük silah paketine ilişkin nihai onay konusunda “Çin’e bağlı” ifadesini kullanarak Pekin’e açık bir diplomatik mesaj verdi.
Tayvan silah paketi Pekin için kritik
Trump’ın daha önce Tayvan için füzeler, insansız hava araçları, topçu sistemleri ve askeri yazılımları içeren 11 milyar dolarlık bir silah paketini onayladığı, ancak nihai karar konusunda açık kapı bıraktığı aktarılıyor.
ABD’nin Tayvan’a silah satışını askıya alması veya yavaşlatması, Pekin için büyük bir diplomatik kazanım olur. Çin açısından bu, Rusya’nın Ukrayna savaşındaki ihtiyaçlarından daha öncelikli bir stratejik başarı olarak görülebilir.
Bu nedenle Pekin, Trump ve Putin arasında basit bir tercih yapmak yerine her iki liderin sunduğu pazarlık alanlarını ayrı ayrı değerlendirebilir. Washington, Tayvan, ticaret ve teknoloji alanlarında Çin için vazgeçilmez bir muhatap olmaya devam ediyor. Moskova ise Batı’ya karşı stratejik derinlik, enerji güvenliği ve diplomatik ortaklık sunuyor.
Moskova mı Washington mı daha ikna edici?
Çin için Putin daha güvenilir bir jeopolitik ortak gibi görünebilir. Çünkü Rusya, Batı baskısı altında Çin’e daha fazla ihtiyaç duyuyor ve Pekin’in koşullarına daha açık hale geliyor. Enerji, hammadde, savunma diplomasisi ve Batı karşıtı pozisyonlarda Moskova, Çin’e stratejik alan sağlıyor.
Ancak Trump daha büyük pazarlık gücü taşıyor. ABD, Çin’in ihracat pazarları, teknoloji erişimi, finansal istikrarı ve Tayvan dosyası üzerinde hâlâ belirleyici aktör. Pekin açısından Washington ile kurulacak denge, Çin ekonomisi ve bölgesel güvenliği bakımından doğrudan sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle Çin için daha ikna edici ortak sorusunun tek bir cevabı yok. Putin, Çin’e bağımlılığı nedeniyle daha uyumlu bir ortak olabilir. Trump ise Çin’in en kritik çıkar alanlarında daha yüksek bedelli pazarlık yapabilecek lider olarak öne çıkıyor.
Çin kazanan konumda
Putin’in Pekin ziyareti, Moskova’nın Çin’e stratejik ve ekonomik bağımlılığını bir kez daha gösterirken, Trump’ın temasları da Washington’ın Çin’i tamamen dışlayamayacağını ortaya koydu.
Bu tablo, asıl kazananın Pekin olduğunu gösteriyor. Çin, bir yandan Rusya ile Batı’ya karşı stratejik ortaklığını derinleştirirken, diğer yandan ABD ile Tayvan, ticaret ve küresel güvenlik başlıklarında pazarlık alanını genişletiyor.
Putin ve Trump farklı dosyalarla Pekin’e gidiyor. Ancak her iki ziyaret de aynı gerçeği ortaya koyuyor: Çin artık yalnızca büyük güçlerin rekabet ettiği bir alan değil, bu rekabetin kurallarını etkileyebilen merkezi aktörlerden biri.













