Putin’i dost ülkeler masaya çağırabilir mi? Türkiye’den barış mimarisi

Tokayev’in çağrısı, Türkiye öncülüğünde TDT ve seçilmiş İslam ülkeleriyle Moskova’ya müzakere alanı açacak yeni barış stratejisini gündeme taşıdı.

Putin’i dost ülkeler masaya çağırabilir mi? Türkiye’den barış mimarisi

Yusuf İnan
Gazeteci, Yazar | Siyasi ve Stratejik Analist

ANKARA, TÜRKİYE — Tokayev’in çıkışı ne tek başına bir barış formülü ne de dostlar diplomasisinin başarısızlığıdır. Türkiye; davet, güvenlik garantileri ve artan maliyetleri aynı stratejide birleştirebilir.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yanında savaşı dondurma ve “İstanbul formülü 2.0” üzerinden müzakerelere dönme çağrısı, tek başına bir barış atılımı oluşturmadı. Kremlin öneriyi reddetti; Ukrayna ise çağrıyı destekleyerek Moskova üzerinde daha fazla baskı gerektiğini söyledi.

Bu tablo, iki zıt sonuçtan birini seçmeyi gerektirmiyor. Tokayev’in çıkışı ne Rusya’yı hemen masaya getirecek sihirli bir formüldür ne de “dostlar diplomasisi” fikrinin başarısız olduğunun kanıtıdır.

Ortaya çıkan sonuç daha gerçekçidir: Moskova’ya, müzakereye dönüşü kendi kamuoyuna teslimiyet olarak göstermek zorunda kalmayacağı bir diplomatik alan açılmalı; bu süreç güvenlik garantileri, uygulanabilir bir müzakere çerçevesi ve savaşın devam eden maliyetini ortaya koyacak uluslararası araçlarla desteklenmelidir.

Tokayev’in çağrısı neden önemli, neden yeterli değil?

Tokayev’in sözlerini önemli kılan, çağrının bir Batı başkentinde değil Rusya’nın Omsk kentinde, Putin’in katıldığı ortak bir forumda yapılmasıdır. Kazak lider, çatışmaların dondurulmasını daha geniş bir barış sürecine geçiş için ilk adım olarak sundu ve büyük güçlerin güvenlik garantileriyle İstanbul görüşmelerine dönülmesini önerdi.

Kazakistan aynı zamanda Rusya’yla uzun bir kara sınırı, yoğun ekonomik ilişkiler ve stratejik ortaklık bağları bulunan bir ülkedir. Tokayev’in Moskova ile ilişkilerin değişmediğini vurgulaması, barış çağrısının Rusya’ya karşı saf değiştirme anlamına gelmediğini gösteriyor.

Tam tersine, önerinin değeri yakın bir ortağın savaşı sürdürmenin bölge ülkeleri açısından da ağırlaşan maliyetlerine dikkat çekebilmesinden kaynaklanıyor. Kazakistan’ın Rusya’dan kopmadan böyle bir çağrıda bulunabilmesi, “dostça uyarı” olarak tanımlanabilecek diplomatik alanın gerçekten var olduğunu gösteriyor.

Ancak Kremlin’in aynı gün verdiği olumsuz yanıt, dostane bir mesajın tek başına yeterli olmadığını ortaya koydu. Tekil bir açıklama; üzerinde çalışılmış güvenlik modeli, teşvikler, takvim ve ortak diplomatik takip olmadan Rusya’nın savaş hedeflerini değiştirmeye yetmez.

Buradan çıkarılacak sonuç, “dostların sözü etkisizdir” değil, dostlar diplomasisinin kurumsallaştırılması gerektiğidir.

Ukrayna’nın yanıtı iki aşamalı stratejiye işaret ediyor

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı adına açıklama yapan Andriy Sybiha, Tokayev’in mesajını “gerçekçi, zamanında ve akıllıca” olarak nitelendirdi. Sybiha, Ukrayna’nın mevcut cephe hattında çatışmaların durdurulmasını ve diplomasiye geçilmesini önerdiğini; Moskova’nın ise gerçekçi barış seçeneklerini kabul etmeden önce daha fazla baskı hissetmesi gerektiğini belirtti.

Bu yaklaşımda önemli bir denge bulunuyor. Kyiv, ateşkese açık olduğunu söylerken işgal edilen toprakların hukuken Rusya’ya bırakılmasını kabul etmiş olmuyor. Çatışmaların geçici olarak durması, mevcut cephenin uluslararası sınır olarak tanınmasıyla aynı şey değildir.

Ateşkes; insan kaybını azaltan, esirlerin ve kaçırılan çocukların dönüşünü kolaylaştıran, daha kapsamlı siyasi görüşmelere alan açan bir ara aşama olarak düşünülebilir. Ancak bu aşamanın yeni bir saldırı için hazırlık dönemine dönüşmemesi, etkili denetim ve güvenlik mekanizmalarına bağlıdır.

Dolayısıyla barış stratejisinin iki ayağı olmalıdır. İlk ayak, Moskova’ya savaştan çıkışını kendi kamuoyuna anlatabileceği diplomatik bir gerekçe sunmaktır. İkinci ayak ise gerçekçi önerilerin sürekli reddedilmesi hâlinde savaşın ekonomik, siyasi ve askerî maliyetlerinin artacağını göstermektir.

Dostça davet ile baskı birbirinin alternatifi değil, sıralı ve tamamlayıcı diplomatik araçlar olabilir.

Türkiye neden doğal koordinatör adaylarından biridir?

Türkiye’nin değeri yalnızca Rusya ve Ukrayna’yla konuşabilmesinden kaynaklanmıyor. Ankara, NATO üyesi olmasına rağmen Moskova’yla çok katmanlı ilişkilerini sürdürüyor; aynı zamanda Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğini koruyor.

Türkiye, savaş boyunca Rusya ile Ukrayna arasında arabuluculuk faaliyetleri yürüttüğünü ve müzakereleri desteklemeye hazır olduğunu resmî açıklamalarında da belirtti. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı da Temmuz 2026’daki Hakan Fidan–Andriy Sybiha görüşmesinde Türkiye’nin barış çabalarındaki rolünü öne çıkardı.

Temmuz 2026’da NATO Zirvesi’nin Ankara’da yapılması, Türkiye’nin Batı güvenlik mimarisi içindeki ağırlığını yeniden görünür hâle getirdi. Zirvede müttefikler Ukrayna’nın egemenliğine ve uzun vadeli desteğe bağlılıklarını teyit ederken Türkiye, Moskova ve Kyiv’le iletişim kanallarını koruyan bir ülke olmayı sürdürdü.

Ankara’nın ikinci avantajı Türk dünyasındaki kurumsal konumudur. Türkiye; Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan’la birlikte Türk Devletleri Teşkilatının dört kurucu ülkesinden biridir. Teşkilatın genel sekreterliği de İstanbul’da bulunuyor.

Türkiye ayrıca İslam İşbirliği Teşkilatı içinde ve Antalya Diplomasi Forumu gibi platformlarda geniş bir toplantı kapasitesine sahiptir. Nisan 2026’daki Antalya Diplomasi Forumu, dünya liderleri, üst düzey yetkililer ve OİT temsilcilerinin katıldığı geniş bir diplomasi platformuna dönüştü.

Bu unsurlar Türkiye’yi tek ve vazgeçilmez arabulucu yapmaz. ABD, Avrupa ülkeleri, Birleşmiş Milletler, Körfez devletleri ve başka aktörler de sürecin parçalarıdır. Fakat Türkiye; NATO, Karadeniz, Moskova, Kyiv, Türk dünyası ve İslam ülkeleri arasında aynı anda bağlantı kurabilen en güçlü koordinatör adaylarından biridir.

TDT Moskova’ya karşı blok değil, diplomatik yankı zinciri olmalı

Türk Devletleri Teşkilatının Rusya’ya karşı yeni bir siyasi cephe kurması gerçekçi değildir. Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ın Moskova’yla güvenlik, ticaret, ulaşım ve toplumsal bağları farklı düzeylerde devam ediyor.

Bu ülkeleri diplomatik bakımdan değerli kılan da zaten Rusya’dan kopmuş olmaları değil, Kremlin’le konuşabilmeleridir.

Bu nedenle hedef, sert ve bağlayıcı bir “Rusya karşıtı TDT bildirisi” olmamalıdır. Daha uygulanabilir model, üye ülkelerin kendi diplomatik ağırlıklarına ve Moskova’yla ilişkilerine uygun tonlarla aynı temel mesajı tekrarladığı bir yankı zinciridir:

Savaş durmalı, İstanbul görüşmeleri yeniden başlamalı, Ukrayna’nın egemenliği korunmalı ve bütün tarafların meşru güvenlik kaygılarını ele alan uluslararası bir düzenleme oluşturulmalıdır.

Moskova aynı çağrıyı Washington, Brüksel ve Londra’dan duyduğunda bunu kuşatma söylemiyle karşılayabilir. Aynı mesaj Ankara, Astana, Bakü, Taşkent ve Bişkek’ten farklı tonlarla geldiğinde ise Rusya’nın yakın ortaklarının da savaşın devamını bölgesel çıkarlarına aykırı gördüğü belirginleşir.

Bu mekanizma Putin’i karar değiştirmeye zorlamayabilir. Ancak Kremlin’in savaşı yalnızca Batı’yla bir hesaplaşma olarak sunmasını zorlaştırabilir ve müzakereye dönüş için farklı bir siyasi anlatı sağlayabilir.

Rusya’ya diplomatik alan açmak, Ukrayna’dan taviz vermek değildir

Rusya’ya diplomatik çıkış alanı tanımak, işgalin ödüllendirilmesi anlamına gelmemelidir. Bu stratejinin en hassas çizgisi burada bulunuyor.

Ateşkes mevcut cephe hattını hukuki sınır hâline getirmemeli. Ukrayna’nın geleceği hakkında Kyiv’in bulunmadığı hiçbir mekanizma karar vermemeli. Ukrayna’nın savunma kapasitesini ortadan kaldıran veya ülkeyi yeni saldırılara açık bırakan bir anlaşma kalıcı barış üretmez.

Moskova’ya sunulabilecek diplomatik formül, Rusya’nın bütün taleplerinin kabul edilmesi anlamına gelmemelidir. Bu formül; Rusya’nın güvenlik iddialarının müzakere edilebildiği, savaşın daha fazla can ve kaynak kaybına yol açmadan durdurulduğu ve çözülemeyen meselelerin diplomatik sürece taşındığı bir çerçeve oluşturmalıdır.

Ukrayna’ya verilecek güvence de yalnızca iyi niyet açıklamasından ibaret kalamaz. Ateşkesin denetlenmesi, ihlallerin kayda geçirilmesi, hava savunması, uzun vadeli güvenlik taahhütleri ve yeni saldırı hâlinde uygulanacak sonuçlar açık biçimde tanımlanmalıdır.

Rusya’ya çıkış yolu sunmakla Ukrayna’ya güvence sağlamak aynı paketin iki vazgeçilmez unsuru olmalıdır.

Ankara, İstanbul ve Astana arasında görev paylaşımı

Yeni girişim gösterişli bir zirve fotoğrafından ibaret kalmamalıdır. Ankara, İstanbul ve Astana arasında işlevsel bir görev paylaşımı yapılabilir.

Ankara siyasi koordinasyonun merkezi olabilir. Türkiye, önce TDT ülkeleriyle gayriresmî bir dışişleri bakanları toplantısı düzenleyerek ortak ilkeleri belirleyebilir. Buradan Rusya’yı aşağılayan bir bildiri değil; denetlenebilir ateşkes, İstanbul görüşmeleri, Ukrayna’nın egemenliği, esirler, çocuklar, siviller ve Karadeniz güvenliği başlıklarını içeren dengeli bir çağrı çıkmalıdır.

İstanbul, Rusya ve Ukrayna heyetlerinin doğrudan müzakere merkezi olarak kullanılabilir. Türkiye burada çözümü dayatan değil, görüşmelerin güvenliğini, devamlılığını ve teknik altyapısını sağlayan kolaylaştırıcı rol üstlenmelidir. İstanbul’un daha önce Rus ve Ukraynalı heyetlere ev sahipliği yapmış olması, yeni bir sürecin sıfırdan başlamayacağı anlamına geliyor.

Astana ise esir değişimleri, kaçırılan çocukların dönüşü, nükleer güvenlik, sivil tahliyeler ve diğer güven artırıcı konularda teknik görüşmelere ev sahipliği yapabilir.

Kazakistan’ın kapsamlı ve resmî bir arabuluculuk görevi üstlenmek istememesi, sınırlı insani dosyalarda kolaylaştırıcı katkıda bulunmasına engel değildir. Bu, Astana’nın kapasitesini abartmadan değerlendiren daha gerçekçi bir görev tanımı olacaktır.

İslam dünyası ikinci destek halkası olabilir

Türkiye–TDT çerçevesinde ortak bir dil geliştirildikten sonra çağrı, Rusya ve Ukrayna’yla ilişkilerini koruyan seçilmiş İslam ülkelerine açılabilir.

Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan ve Endonezya gibi ülkelerin tamamının aynı siyasi çizgide buluşması beklenmemelidir. Bunun yerine farklı aktörler farklı dosyalara katkı sağlayabilir:

Esir değişimleri, insani finansman, çocukların dönüşü, gıda güvenliği, savaş sonrası yeniden yapılanma ve müzakere sürecine siyasi destek.

OİT Genel Sekreterliğinin Antalya Diplomasi Forumu’na üst düzey katılımı ve insani kuruluşlarla yürüttüğü temaslar, Türkiye’nin bu ülkeleri ve kurumları diyalog platformlarında bir araya getirebildiğini gösteriyor.

Bu ikinci halka Batı’nın yerine geçmez. Amacı, barış talebinin yalnızca NATO ve Avrupa’dan gelmediğini; Rusya’nın yakın ilişki yürüttüğü daha geniş coğrafyalarda da savaşın sona ermesi yönünde beklenti bulunduğunu göstermektir.

2018’deki Mykolaiv projesi neyi hatırlatıyor?

2018 yılında kurucusu olduğum Fond İnan, Mykolaiv’de Türkiye, Ukrayna ve Türk dünyasından toplulukları kültürel ve insani dayanışma etrafında buluşturacak bir festival planlamıştı.

Fond İnan’ın kuruluş amacı, Türkiye ile Ukrayna arasında insani, kültürel ve toplumsal köprüler geliştirmek olarak tanımlanmıştı.

Proje hayata geçirilemedi; nedenlerine ilişkin tartışmalar bu analizin konusu değildir. Bundan festivalin savaşı önleyebileceği veya bugünkü devletler arası barış girişiminin modeli olduğu sonucu da çıkarılamaz.

Bu kısa tarihsel not yalnızca şunu gösteriyor: Ukrayna’nın Türk dünyasıyla bağlarını hükümetler, belediyeler, sivil toplum ve insani kuruluşlar düzeyinde güçlendirme ihtiyacı savaş başlamadan önce de görülmüştü.

Bugünkü ihtiyaç ise bir kültür etkinliğinden daha büyüktür. Devletlerin sahiplenmesi gereken ölçülü, kurumsal ve sonuç odaklı bir diplomasi mekanizmasına ihtiyaç vardır.

Sonuç: Daveti dostlar yapabilir, barışı denge kurar

Tokayev’in çağrısı bir dönüm noktası olmayabilir; fakat yeni bir diplomatik imkânı görünür kıldı. Rusya’nın yakın ortağı, Putin’in yanında savaşın durmasını ve İstanbul’a dönülmesini istedi. Ukrayna bu mesajı destekledi. Kremlin ise ilk aşamada çağrıyı reddetti.

Doğru cevap, dostlar diplomasisini terk ederek yalnızca yeni yaptırımlar istemek değildir. Aynı şekilde dostane çağrıları sonuçsuz biçimde tekrarlamak da yeterli değildir.

Gerekli olan; davet, güvence ve maliyeti aynı stratejide birleştirmektir.

Türkiye önce Türk devletleriyle koordineli bir barış çağrısı geliştirebilir; ardından İstanbul’da doğrudan görüşmeleri ve Astana’da teknik dosyaları destekleyebilir. Ukrayna sürecin kurucu tarafı olmalı, ateşkes işgali hukuken meşrulaştırmamalı ve güvenlik garantileri somutlaştırılmalıdır.

Moskova bu çerçeveyi de sürekli reddederse daha geniş siyasi ve ekonomik baskı talebi, yalnızca Batı’nın isteği olarak değil, teklif edilen çıkış yollarının reddedilmesine verilen uluslararası cevap olarak çok daha güçlü bir meşruiyet kazanır.

Putin’i masaya dostları davet edebilir. Ancak müzakereye dönüşü mümkün kılacak olan, Rusya’ya siyasi manevra alanı sağlayan dengeli bir formül; barışı kalıcı kılacak olan ise Ukrayna’ya verilecek somut güvenlik garantileridir.

Yusuf İnan

SehitlerOlmez.com

Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.

Yazarın notu: Yusuf İnan, Fond İnan’ın kurucusu ve 2018’de Mykolaiv’de planlanan Türk Dünyası Festivali projesinin fikir sahibidir.