Yeni Parti’nin yükselişi: Özgür Özel kimin adayına dönüşecek?

Yeni Parti’nin 91 milletvekiliyle başlayan yükselişi, Özgür Özel’in İmamoğlu’yla ilişkisini ve olası cumhurbaşkanlığı hesabını gündeme taşıyor.

Yeni Parti’nin yükselişi: Özgür Özel kimin adayına dönüşecek?

Yusuf İnan
Gazeteci, Yazar | Siyasi ve Stratejik Analist

ANKARA, TÜRKİYE — Özgür Özel’in 90 milletvekiliyle birlikte CHP’den ayrılarak Yeni Parti’yi kurması, muhalefette yalnızca yeni bir tabela değil, cumhurbaşkanlığı adaylığını yeniden şekillendirebilecek önemli bir güç merkezi doğurdu.

Yeni Parti, toplam 91 milletvekiliyle daha kuruluş gününde TBMM’nin ikinci büyük siyasi gücü konumuna geldi. İlk toplantı, Anıtkabir ziyareti, parti organlarının hızla oluşturulması ve medyanın yoğun ilgisi, Özel’e güçlü bir başlangıç görüntüsü kazandırdı. Ancak siyasette görkemli başlangıçlarla kalıcı başarılar arasında uzun ve çoğu zaman tehlikeli bir yol bulunuyor.

Görkemli başlangıç siyasetin yalnızca ilk perdesidir

Özgür Özel rahat ve kendinden emin adımlarla Yeni Parti’yi kurdu. Kurucular Kurulu toplandı, parti yönetimi belirlendi, Anıtkabir ziyaret edildi. Kameraların karşısına dağınık ve tereddütlü bir kadro değil, iktidara yürüdüğünü anlatan organize bir siyasi hareket çıktı.

Bu fotoğraf önemlidir. Çünkü seçmen, özellikle kriz dönemlerinde yalnızca programa değil, gücün görüntüsüne de bakar. Yanında onlarca milletvekili bulunan, salonları dolduran ve geniş medya görünürlüğü elde eden bir lider, daha ilk günden “seçilebilir alternatif” algısı üretmeye başlar.

Fakat siyaset yalnızca fotoğraf değildir. Yeni Parti’nin gerçek gücü, Ankara’daki milletvekili sayısından önce Anadolu’da kuracağı teşkilatlarla, belediyelerle ilişkisiyle, ekonomik sorunlara sunacağı çözümlerle ve seçmende uyandıracağı güvenle ölçülecektir.

Bugün görülen alkış, Özel’in siyasal sermayesidir. Fakat bu sermaye dikkatli kullanılmazsa kısa sürede tüketilebilir.

Yüz ya da 150 milletvekili neyi değiştirir?

Yeni Parti’nin 91 olan milletvekili sayısının önce 100’e, ardından 110’a çıkabileceği öne sürülüyor. İYİ Parti, DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve bağımsız milletvekilleri arasından yeni katılımlar olacağı da kulislerde konuşuluyor. Ancak yazının hazırlandığı sırada doğrulanmış sayı 91’dir; diğer geçiş iddiaları henüz resmî katılım listesine dönüşmüş değildir.

Peki sayı 100, 110 veya 150 olduğunda ne değişir?

Yeni Parti zaten 20 milletvekili eşiğini fazlasıyla aşarak TBMM’de grup kurma hakkını elde etmiş durumda. Anayasa ve TBMM İçtüzüğü uyarınca siyasi parti grupları Meclis faaliyetlerine üye sayıları oranında katılıyor. Bu nedenle milletvekili sayısının artması; komisyonlarda, Başkanlık Divanı dağılımında, Genel Kurul konuşmalarında ve Meclis gündeminin belirlenmesinde daha fazla ağırlık anlamına geliyor.

Ancak 150 milletvekili bile tek başına sistem değiştirecek bir sayı değildir. Meclisin seçimleri yenilemesi için 360 milletvekilinin oyu gerekir. Anayasa değişikliklerinde de 360 ve 400 milletvekili kritik eşiklerdir. Dolayısıyla Yeni Parti’nin 150 sandalyeye ulaşması büyük bir siyasi ve psikolojik güç yaratır ama tek başına erken seçim kararı almasına veya anayasal düzeni değiştirmesine yetmez.

Asıl değişiklik Meclis aritmetiğinden çok muhalefetin merkezinde yaşanır. Yüz elli milletvekilli bir Yeni Parti, diğer muhalefet partilerinin çevresinde toplandığı ana aktöre dönüşür. Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde de masanın doğal sahibi hâline gelir.

İmamoğlu desteklenirken Özel neden adaylık tartışmasının merkezinde?

Özgür Özel, Yeni Parti’nin kuruluşunun ardından Ekrem İmamoğlu’nu cumhurbaşkanı adayı olarak desteklemeye devam edeceğini açıkladı. İmamoğlu da cezaevinden gönderdiği mesajla yeni siyasi yürüyüşe destek verdi. Yani kamuoyuna sunulan mevcut fotoğrafta Özel ile İmamoğlu arasında bir kopuş değil, beraberlik bulunuyor.

Ancak siyasette açıklamalar kadar şartlar da belirleyicidir.

İmamoğlu’nun adaylığının önünde hukuki engeller kalıcı hâle gelirse Yeni Parti kaçınılmaz olarak başka bir aday aramak zorunda kalacaktır. O gün geldiğinde Özgür Özel’in adı, Mansur Yavaş ile birlikte ilk sırada konuşulacaktır. Çünkü partiyi kuran, milletvekillerini arkasına alan, teşkilatı yöneten ve muhalefetin merkezine yerleşen kişi doğal olarak adaylık baskısıyla karşılaşır.

İşte asıl kırılma noktası buradadır.

Yeni Parti, İmamoğlu’nun adaylığını ve siyasi mücadelesini taşıyan bir çatı olarak mı kalacak? Yoksa zaman içerisinde İmamoğlu’nun adı sembolik olarak korunurken fiilî aday Özgür Özel’e mi dönüşecek?

İmamoğlu’nun tamamen tasfiye edildiğini bugün söylemek için erkendir. Fakat adaylık imkânlarının hukuken daralması, medya görünürlüğünün azalması ve Yeni Parti’nin Özel merkezli bir yapıya dönüşmesi, zaman içerisinde fiilî bir tasfiye sonucu doğurabilir.

Erdoğan rakibini gerçekten kendisi mi seçiyor?

Sebahattin Önkibar ve Can Ataklı gibi yorumcuların temsil ettiği kuşkucu çizgi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına çıkacak rakibin oluşum sürecini dikkatle yönettiğini savunuyor.

Bu yaklaşıma göre Erdoğan, doğrudan “Şu kişi aday olsun” demiyor; ancak siyasi şartları, tartışmaları ve rakiplerin hareket alanlarını kullanarak karşısında görmek istediği ismin önünü açıyor. Geçmişte Muharrem İnce ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylık süreçleri de bu görüşü savunanlar tarafından benzer biçimde yorumlanmıştı.

Bu iddianın kanıtlanmış bir siyasi operasyon olduğunu söylemek mümkün değildir. Fakat iktidarın muhalefet içindeki bölünmelerden, adaylık mücadelelerinden ve liderler arasındaki rekabetten yararlanacağı açıktır. Erdoğan’ın her adımı bizzat planlamasına da gerek yoktur. Muhalefetin kendi hataları, iktidarın istediği sonucu kendiliğinden üretebilir.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı öncesinde oluşan övgü dalgasını hatırlayanlar bugün Özel çevresinde oluşan olumlu havaya kuşkuyla bakıyor. “Toplumun en güçlü adayı mı hazırlanıyor, yoksa Erdoğan’ın yenebileceğini düşündüğü yeni rakip mi parlatılıyor?” sorusu tam da bu nedenle önem kazanıyor.

Benim kanaatim şu: Özgür Özel’in önünün açıldığı görüntüsü tek başına bir Erdoğan planının kanıtı değildir. Ancak muhalefet, adayını toplumsal beklentilere ve seçim kazanma kapasitesine göre değil de medya rüzgârına ve parti içi dengelere göre belirlerse sonuç Erdoğan’ın istediği tabloya dönüşebilir.

Yeni Parti’nin en büyük riski alkışın programa dönüşmemesidir

Yeni Parti’ye 10, 20 veya 50 milletvekilinin daha katılması, partinin haber değerini ve Meclis gücünü artırır. Fakat milletvekili transferi seçmen desteğiyle aynı şey değildir.

Bir siyasi parti 150 milletvekiline sahip olup toplumun yüzde 20’sine sıkışabilir. Buna karşılık daha az milletvekiliyle başlayıp güçlü bir program ve teşkilatlanmayla geniş halk kesimlerine ulaşabilir.

Yeni Parti’nin önündeki temel sorular şunlardır:

Ekonomik kriz karşısında ne önerecek? Dar gelirli seçmene nasıl güven verecek? Muhafazakâr, milliyetçi ve merkez sağ seçmene yalnızca eski CHP’nin yeni adı olmadığını nasıl anlatacak? Kürt seçmenle nasıl ilişki kuracak? İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın siyasi konumunu nasıl belirleyecek?

Bu sorulara açık cevaplar verilmezse parti, Özgür Özel’i cumhurbaşkanı adayı yapmaya odaklanan geniş fakat geçici bir taşıyıcı araca dönüşebilir.

Asıl tehlike de budur. Bir hareketin kuruluş amacı iktidar değişikliği olmaktan çıkar ve liderinin adaylığını hazırlamak hâline gelirse parti ile toplum arasındaki bağ zayıflar.

Özgür Özel nereye koşuyor?

Yeni Parti’nin önünde iki ayrı yol bulunuyor.

Birinci yol, Ekrem İmamoğlu dâhil muhalefetin bütün güçlü aktörlerini koruyan, toplumsal talepleri merkeze alan ve cumhurbaşkanı adayını geniş uzlaşmayla belirleyen gerçek bir iktidar alternatifi oluşturmaktır.

İkinci yol ise Özgür Özel’in medya ilgisi, milletvekili katılımları ve parti gücüyle adım adım tek adaya dönüşmesidir. Bu durumda Yeni Parti büyüyebilir; ancak aynı anda İmamoğlu geriye çekilebilir, muhalefetin diğer aktörleri dışarıda kalabilir ve Erdoğan’ın karşısına tahmin edilebilir bir rakip çıkarılabilir.

Özel’in önünün Erdoğan tarafından bilinçli biçimde açıldığını bugün kesin bir dille söylemek doğru olmaz. Fakat bu ihtimali tartışmak da komplo teorisi değildir. Çünkü siyasette önemli olan yalnızca bir aktörün ne yapmak istediği değil, attığı adımların kimin işine yaradığıdır.

Yeni Parti 100, 110 hatta 150 milletvekiline ulaşabilir. Fakat asıl mesele kaç milletvekiline sahip olduğu değil, nasıl bir seçmen çoğunluğu oluşturacağıdır.

Özgür Özel’in önündeki en büyük sınav da budur: Erdoğan’ın karşısına çıkarılmış yeni rakip görüntüsünden kurtulup toplumun kendi seçtiği güçlü alternatife dönüşebilmek.

Yusuf İnan

SehitlerOlmez.com

Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.