Risale-i Nur perspektifinden oruç: Mide perhizinin ötesinde
Risale-i Nur’a göre oruç sadece mideyle değil; göz, kulak, kalp ve hayal gibi tüm insani melekelerle tutulması gereken manevi bir arınma sürecidir.
AHMET TAŞ / ŞEHİTLER ÖLMEZ
ANKARA, TÜRKİYE — İslam aleminin rahmet ayı Ramazan’ın gelmesiyle birlikte, orucun manevi boyutları ve hikmetleri yeniden gündeme geliyor. Söz & Kalem Dergisi’nden Elif Yağar Aslan’ın kaleme aldığı incelemeye göre, Risale-i Nur Külliyatı’nda oruç, sadece mideye uygulanan bir perhizden çok daha derin anlamlar taşıyor; gözden kalbe, hayalden fikre kadar tüm insani melekelerin iştirak ettiği külli bir ibadet olarak tanımlanıyor.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Ramazan Risalesi’nde (29. Mektup) dokuz nükte halinde izah ettiği oruç hakikati, insanın Rabbine karşı aczini itiraf etmesi, şükür vazifesini yerine getirmesi ve nefsi terbiye etmesi için eşsiz bir fırsat olarak sunuluyor.
Şükrün anahtarı ve rububiyetin kırılması
Risale-i Nur’a göre oruç, insanın hakiki vazifesi olan "şükrün anahtarı" hükmünde. İnsan, oruç vasıtasıyla kendisinin malik (sahip) değil, memluk (kul) olduğunu idrak ediyor. "Emir olunmazsa en adi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz" şuuruyla, nefsinin "ben yaptım, ben kazandım" şeklindeki mevhum rububiyetini kırıyor ve takındığı ubudiyet (kulluk) tavrıyla hakiki şükre yöneliyor.
Aslan’ın analizine göre, oruçlu insan lisan-ı haliyle Rabbine şöyle sesleniyor: "Allahım, Sen benim Rabbimsin; ben de senin aciz, zayıf ve muhtaç bir kulunum." Bu itiraf, insanı kibir ve gurur bataklığından kurtarıp tevazu ve mahviyet makamına yükseltiyor.
Mide perhizinden manevi arınmaya
Bediüzzaman’a göre Ramazan-ı Şerif’te oruç tutmak, sadece aç kalmak demek değildir. Midenin yanı sıra gözü haramdan sakınmak, kulağı Kur’an ve hak söz dinlemeye yönlendirmek, dili yalan ve gıybetten uzak tutarak zikirle meşgul etmek gerekmektedir.
"Göz, kulak, dil, kalp, hayal, fikir, düşünce umum insani melekeler ile oruç tutulması gerekmektedir" tespiti, orucun topyekûn bir arınma süreci olduğunu ortaya koyuyor. Bu sayede insan, süfli (aşağı) arzulardan sıyrılarak ulvi (yüce) ve manevi hallere yelken açabiliyor.
Kur’an ayı ve manevi ticaret
Ramazan ayı, aynı zamanda Kur’an’ın indirildiği ay olması hasebiyle, âlem-i İslam’ı devasa bir mescide dönüştürüyor. Risale-i Nur’da bu atmosfer, "milyonlarca hafızın Kur’an’ı arş ve sema ehline işittirdiği" bir manevi şölen olarak tasvir ediliyor.
Bu ayda yapılan ibadetlerin, okunan Kur’anların ve verilen sadakaların, yeryüzünü adeta bir cennet bahçesine çevirdiği vurgulanıyor. Oruç, ahiret ticareti için "baki meyveler veren kârlı bir pazar" olarak nitelendiriliyor ve inananları fani dünya meşgalesinden sıyırıp ebedi bir kazanca davet ediyor.













