Rusya-Ukrayna Savaşı’nın 2. yıldönümü: Türkiye nasıl etkilendi?

Türkiye nasıl etkilendi?

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın 2. yıldönümü: Türkiye nasıl etkilendi?

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın 2. yıldönümü: Türkiye nasıl etkilendi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya ile Ukrayna arasında artık kaçınılmaz görünen savaşın başlamasından bir ay önce, 21 Ocak 2022’de taraflara bir çağrı yapmıştı; “Arabulucu olmaya hazırız.” Bu çağrı o günden bu yana Ankara’nın çatışmadaki konumunun çıpası oldu. Erdoğan, savaş başlamadan önce de savaşın en sıcak günlerinde de çağrılarını tekrarladı.

Türkiye’nin bu yöndeki çabalarının somut adımları oldu. Savaş henüz birinci ayını doldurmadan, 11-13 Mart tarihleri arasında taraflar Antalya Diplomasi Forumu’nda biraraya geldi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ukraynalı mevkidaşı Dmitro Kuleba’yla görüştü. Görüşmeden sonuç çıkmadı.

29 Mart’ta, Ukrayna ve Rusya’dan gelen müzakere heyetleri, bu kez Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi'nde görüştü. Erdoğan, “Krizin başladığı ilk günden itibaren tırmanmanın önüne geçilmesi amacıyla her düzeyde gayret sarf ettik. Her iki tarafın da hakkını, hukukunu koruyan adil bir tutum sergiledik” dedi.

İnsani koridor, esir takası

Türkiye taraflar arasındaki görüşmelere aracılık ve evsahipliği yapmaya devam etti.

Rusya Savunma Bakanlığı, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Erdoğan'ın talebi üzerine Ukrayna'nın Mariupol kentindeki sivillerin tahliyesi için 3 Nisan 2022’de insani koridor açıldığını duyurdu.

21 Eylül 2022’de yaklaşık 200 kişilik bir esir takası yapıldı. Erdoğan, takasın iki liderle yaptığı görüşmeler sonucunda hayata geçtiğini söyledi.

11 Ocak 2023’teyse Rusya İnsan Hakları Komiseri ve Ukrayna ombudsmanı Ankara’da buluştu. Görüşmeye Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç da katıldı. Görüşmede insani sorunların çözümü, esir değişimi, yaralıların durumu, kayıp kişiler gibi konuların konuşulduğu açıklandı.

8 Temmuz 2023’te bu kez Mariupol’da uzun süre Rusya’ya karşı direnen Azov Taburu’nun komutanları ülkelerine döndü. 5 komutan esir takası sırasında yapılan anlaşma gereği Türkiye’de tutuluyordu.

Tahıl Koridoru

Türkiye’nin arabuluculuk yaptığı en önemli gelişmelerden biri Tahıl Koridoru Anlaşması’ydı.

Savaş sırasında Karadeniz’e bırakılan mayınlar yüzünden dünyanın en büyük tahıl ihracatçılarından biri olan Ukrayna’daki tahıl stoğu güvenli şekilde taşınamıyordu. Türkiye ve Birleşmiş Milletler girişimiyle bir koridor oluşturulması için Temmuz 2022’de anlaşma sağlandı.

Anlaşma bir yıl sürebildi. Rusya kendi gıda ürünlerinin satışıyla ilgili engellerin kaldırılmaması gerekçesiyle Temmuz 2023’te anlaşmadan çekildi. Bu süreçte 32 milyon ton tahıl pazarlara taşındı ve küresel gıda fiyatlarında düşüş sağlandı.

Tahıl Koridoru Türkiye açısından da kritik öneme sahipti. Dünyada makarna gibi işlenmiş tahıl ürünleri konusunda önde gelen ihracatçılardan olan Türkiye, hammaddesinin önemli bir bölümünü Ukrayna ve Rusya’dan satın alıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Cumhurbaşkanı Putin'in son yüz yüze görüşmesi 4 Eylül 2023'te Soçi'deydi. Putin’in 12 Şubat’ta planlanan Türkiye ziyareti ise ertelendi.

Türkiye’nin sonuçsuz kalan girişimleri de oldu. Yapılan ateşkes çağrıları hiçbir zaman karşılık bulmadı.

Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’i ağırlamak isteyen Ankara’nın davetleri de şu ana kadar cevapsız kaldı. Putin’in 12 Şubat’ta Türkiye’de olması bekleniyordu ancak ziyaret gerçekleşmedi.

Reuters haber ajansı Rus basınına dayandırdığı haberde ziyaretin en erken Nisan sonu ya da Mayıs başında yapılmasının planlandığını duyurdu. Kremlin Sözcüsü ise herhangi bir tarih açıklanmadığını hatırlatarak erteleme olmadığını, tarih üzerinde hâlâ çalışıldığını söyledi.

“Süreçte belirleyici Putin"

Türkiye, Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhakından bu yana Moskova-Kiev hattında denge politikası güdüyor. Bir yandan Ukrayna’ya insansız hava aracı (İHA) satıyor, diğer yandan Rusya’ya yönelik yaptırımlara karşı çıkıyor.

Ankara, Moskova’dan tamamen uzaklaşmadığı için kendisi de Batı'nın yaptırımlarına maruz kalıyor ya da Rusya’ya yönelik yaptırımlardan zarar görüyor.

Peki Türkiye, konumlandığı pozisyon itibarıyla ne kadar başarılı? İki ülke arasında barışa uzanabilecek bir arabuluculuk mümkün mü?

Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mitat Çelikpala’ya göre belirleyici olan Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin.

VOA Türkçe’ye konuşan Çelikpala, “Putin Ukrayna meselesini Amerikalılar’la müzakere aracı olarak düşünüyor. Şöyle bakıyor; ‘Bu iki küresel aktör arasında bir mesele, NATO genişlemesiyle bağlantılı, bunu da yapan Amerikalılar, dolayısıyla bu meseleyi benim müzakere edeceğim yer Washington. Başkasıyla müzakere etmem. Eğer biri arabuluculuk yapacaksa o Amerikalılar olur.’ Buna rağmen Türkiye’nin rolüne baktığımızda Kırım'dan bu yana ‘kolaylaştırıcı’ kavramını kullanıyorlar. Kolaylaştırıcılık bu anlamda daha kabul gören bir şey. Hem dış politika açısından hem de teknik açıdan. Türkiye kolaylaştırıcılık rolünde başarılı ve küresel alanda en uygun aktör. Çünkü Batılı bir müttefik, tüm sorunlarına rağmen NATO üyesi ama Rusya’yla da bağlantısını, ilişkisini sürdüren yegane Batılı aktör” dedi.

Bu rolü Batı ülkelerinin de kabullendiğini varsayan Çelikpala, “Çünkü Rusya’yla angajman kanallarının açık tutulması gerekiyordu yaptırımlara ve her türlü ötekileştirmeye rağmen. Türkiye’ye biçilen rol bu. Rusya açısından da her şeye rağmen dünyaya açılan bir kapıya ihtiyacı vardı Batı’yla ilişkilerinde. Özellikle, Türkiye bu oyunu oynayabilecek bir aktör Rusya’yla ilişkileri sebebiyle” diye konuştu.

Ankara’nın da hem Türkiye’nin çıkarlarını korumak hem de aktif rol oynayıp, kredi toplamak adına bu kolaylaştırıcı rolünü benimsediğini düşünen Mitat Çelikpala, “Bu çerçevede atılan adımlar da pozitif. İşte bu Antalya’daki görüşmelerde (Diplomasi Forumu) bakanları biraraya getirmek, ikili görüşmelerle hem Putin’le hem Zelenski’yle bir kanal açmak, Tahıl Anlaşması, ticari bağlantılar, bölgesel güvenlik ilişkilerinde Türkiye’nin bunu başarıyla yürüttüğünü düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Ancak Çelikpala bir sonuç alınıp alınmadığı sorusuna, “Çok ‘evet' diyemiyorum ‘hayır' diyemediğim gibi. Bunun da asli sebebi anlaşmazlığın doğası ve Rusya’nın politikaları” yanıtını veriyor.

“Avrupa ve ABD, Türkiye’yi zorluyor”

Çelikpala, Türkiye’yi arabuluculuk çabasında en çok zorlayanın Rusya olduğunu vurguluyor, iki ülkenin güvenlik ve çıkar algısının uyumlu olmadığını savunuyor. Moskova’nın Kafkasya ve Suriye’de attığı adımların Türkiye açısından öngörülebilir olmadığını düşünüyor.

Çelikpala’ya göre Batı da Türkiye’yi zorlayan diğer taraf. “Batılı ülkeler NATO üyesi, AB ile üyelik süreci yürüten bir aktör olmasına rağmen Türkiye’yi hâlâ Avrupalı aktör gibi görmüyorlar ama aldıkları kararlara da Türkiye'nin uymasını istiyorlar. Bunlar da zaman zaman Türkiye’nin çıkarlarıyla örtüşmüyor” diyen uluslararası ilişkiler uzmanı, Türk-Amerikan ilişkilerinin de bununla bağlantılı olduğu görüşünde.

Çellikpala, “Amerikalılar hâlâ Montrö rejimini zorluyorlar, Karadeniz’de varlık göstermeye çalışıyorlar. Rusya’yla doğrudan karşı karşıya gelinmesi peşindeler, bunlar da Türkiye’yi en çok zorlayan başlıklar” değerlendirmesinde bulunuyor.

Türk dış politikasının yapım sürecini eleştirse de Türkiye’nin bu süreçte yürüttüğü politikanın doğru ve gerçekçi olduğunu düşünen Çelikpala, “Bir; Rusya’ya dönük yaptırımlara katılmanın maliyeti çok yüksek. Bu ülke nereden sağlayacak enerji kaynaklarını? Bu bir açmaz. Türkiye’yi bu konuda baskı altına alamazsınız. İki; Türkiye’yi NATO’daki ‘kara koyun’ olarak görüyorsunuz, o zaman nasıl hareket edecek Ankara? Tabii ki kendi çıkarlarını koruyacak, bu çerçevede yürüyecek” diyor.

“Bu iş büyürse Türkiye Batılı bir aktör gibi davranır”

Peki Türkiye bu çalkantılı süreçte ne kazandı, ne kaybetti? Aldığı pozisyon sürdürülebilir mi?

Türkiye’nin bu süreçte çok büyük şeyler kaybettiğini de düşünmeyen Çelikpala bu soruya, “Ne kaybetti; Karadeniz ve çevresindeki bölgesel güvenlik politikalarını kaybetti. Türkiye merkezli, Rusya’yı da dahil edecek bir bölgesel güvenlik mekanizması kurulması şu anda masadan kalkmış vaziyette. Ne kazandı; Türkiye dengeleri korudu. Montrö Sözleşmesi’ni çok önemsiyordu, anlaşmaya savaşın ilk haftasında işlerlik kazandırdı, Karadeniz’i kapattı, kapatınca aradan geçen iki yılda görünüyor ki Karadeniz’de Rus donanması üstün bir donanmaydı, gemilerinin en az 12-13 tanesini kaybettiler ve giriş-çıkış yapmaları mümkün değil. Karadeniz’deki dengeyi değiştirdi Türkiye. Bu Türkiye’nin lehine gelişti. Kıyıdaşlarla birlikte yeni işbirliği mekanizmaları oluşturuyor, muhtemelen bölgesel ağırlığı artacak savaş bittiğinde. Ekonomik-ticari ilişkilerinde herhangi bir aksama yok, tam tersine Rusya’yla ticaret hacmi 30-35 milyar dolarlardan 75-80 milyar dolarlara çıkmaya başladı. Ukrayna’yla askeri-teknolojik işbirliği yeni imkanlar açmaya başladı” yanıtını verdi.

Ancak Prof. Dr. Mitat Çelikpala sürdürülebilirlik konusunda da yine belirleyici olanın Putin olduğunu yineledi.

Çelikpala, “Eğer Rusya bu savaşı farklı bir seviyeye taşırsa, yaptırımların da ağırlığı ve şekli değişirse oyun değişecek. Şu an yeni bir Avrupa ve küresel güvenlik mimarisi oluşuyor. Türkiye bu mimaride Batı’ya yakın duran bir yerde. Eğer bu iş büyürse Türkiye Batılı bir aktör gibi davranır. Rusya’nın yanında, Batı’ya karşı davranmaz. Onun da bedeli Türkiye’ye yüksek olacak çünkü Rusya’yı ikame edecek bir şey bulmanız lazım. Bu da kolay bir şey değil” öngörüsünde bulundu.

VOA