Savaşın kaderini değiştiren kahraman: Trikopis'i esir alan Ahmet Çavuş
Afyonlu Ahmet Çavuş, yanındaki iki askerle Yunan Başkomutanı Trikopis'i esir alarak imkânsızı başardı. Savaşın seyrini değiştiren o tarihi olayın tüm detayları.
ŞEHİTLER ÖLMEZ / AFYONKARAHİSAR, TÜRKİYE — 16 ARALIK 2025
Afyonlu Ahmet (Ünlü) Çavuş, Kurtuluş Savaşı’nın en kritik anlarından birinde, yanındaki sadece iki arkadaşıyla birlikte imkânsızı başardı. Yunan Orduları Başkomutanı Trikopis ve tüm kurmay heyetini, sınırlı teçhizat ve müthiş bir cesaretle esir alarak Türk Ordusu’na büyük bir moral, düşmana ise onulmaz bir bozgun yaşattı.
Büyük Taarruz’un en hararetli günlerinde, Çakmaklı-Bölmelik Tepe’de yaşananlar, tarihe altın harflerle geçti. Bugün o tepede sade bir anıt yükseliyor. Üzerindeki mermer levhada ise şu tarihi satırlar yer alıyor:
‘Burası 2/3 Eylül 1922 Cumartesi saat 22.30’da, Yunan Orduları Başkumandanı General Trikopis ile maiyetinde bulunan İkinci Kolordu Kumandanı Albay Vangelis, Albay Kalinalis ve kurmay başkanları ile yaverlerinin muzaffer Türk Ordularının Beşinci Kafkas Tümeni Komutanı Kurmay Albay Dadaylı Halit Bey - Akmansü - tarafından teslim alındığı yerdir.’
ELMALIDAĞ’DA TARİHİ KARŞILAŞMA VE MÜTHİŞ BLÖF
Olay gecesi Ahmet Çavuş, yanındaki iki asker arkadaşıyla birlikte Elmalıdağ’da keşif görevindeydi. Arkalarından 40 kişilik bir takviye grubunun gelmesi bekleniyordu ancak henüz yalnızlardı. Teçhizatları son derece sınırlıydı; en güvendikleri silahları ise yanlarında bulunan saatli, tetikli ve fitilli toplam 11 adet el bombasıydı.
Sessizce ve dikkat çekmeden zirveye tırmanan grubun önünde Ahmet Çavuş vardı. Zirveye yaklaştığında bazı sesler duydu ve karaltılar fark etti. Biraz daha sokulduğunda, portatif bir masa etrafında oturan 8-10 yüksek rütbeli subayı gördü. Arkadan gelecek takviye ekibini bekleyecek vakit yoktu. Eline ilk gelen bombayı kavrayarak gecenin sessizliğini yaran o tarihi haykırışı yaptı:
"Kıpırdamayın! Ellerinizi havaya kaldırın! Teslim olun! Yoksa hepiniz hemen ölürsünüz!"
"BİZDE TÜMEN YÖNETEN ONBAŞILAR DA VAR!"
Yunan subaylar, aniden gelen bu baskın karşısında şok oldular ve emre uyarak ellerini kaldırdılar. Ancak o sırada bir subay, atına atlayıp kaçmaya yeltendi. Ahmet Çavuş, çevik bir hamleyle atın dizginlerine yapıştı ve biniciyi yakasından tuttuğu gibi aşağı indirdi.
Elleri havada, şaşkınlık içindeki bir Yunan subay sordu: "Kimsiniz? Rütbeniz nedir?"
Ahmet Çavuş, tereddüt etmeden, tarihe geçecek o blöfü yaptı: "Başçavuşum! Alay komutanıyım."
Türkçe'yi iyi konuşan Yunan subay bu cevaba şaşırdı: "Bir başçavuş alaya nasıl komuta edebilir?"
Ahmet Çavuş'un cevabı, Türk askerinin o anki ruh halini özetliyordu: "Bizde fırka (tümen) yöneten onbaşılar da var!"
AHMET ÇAVUŞ’UN ZEKASI: "ETRAFINIZI SARDIK"
Ahmet Çavuş ve iki arkadaşı, esirlerin üzerindeki tabanca, kılıç ve bombaları topladıktan sonra güvenlik için birkaç adım geri çekildiler. Grubun en yüksek rütbeli subayı, sadece üç kişi tarafından esir alındıklarına inanamıyordu. "Ne kadar kuvvetiniz var?" diye sordu.
Ahmet Çavuş, psikolojik üstünlüğü elden bırakmadı: "Üç birliğimiz saldırı için hazır! Çevrenizi tamamen çevirdik ve hepinizi imha edeceğiz."
Bu kararlı tutum karşısında Yunan subaylar direnmekten vazgeçti. Korku yerini teslimiyete, gerginlik ise garip bir diyaloga bıraktı. Türk askerleri çantalarındaki peksimetleri aç olan Yunan askerlerine uzattı, karşılığında Yunan tarafı sigara ikram etti.
KİMİ ESİR ALDIKLARINI BİLMİYORLARDI
Sohbet sürerken Kaymakam Hüseyin Hüsnü Bey ve Tabur Komutanı Fuat Bey olay yerine geldi. Fuat Bey, esirler arasındaki yüzü görünce şaşkınlıktan donakaldı ve "Trikopis... Trikopis..." diye haykırdı.
Ahmet Çavuş ve iki arkadaşı, o ana kadar kimi esir aldıklarını bilmiyorlardı. Karşılarındaki kişi, Yunan Orduları Başkomutanı General Nikolaos Trikopis'ti.
İlginç bir detay ise Trikopis'in kendisinin de "Başkomutan" olduğunu o an bilmiyor olmasıydı. General Yeoryos Hacıanestis’in yerine atandığına dair emir kendisine ulaşmamıştı; çünkü emri taşıyan Yunan posta eri de Türk süvarileri tarafından yakalanmıştı. Trikopis, Başkomutan olduğunu Türk karargâhında öğrenecekti.
TRİKOPİS’İN AĞZINDAN TESLİM ANI VE KILIÇ MESELESİ
General Trikopis, yıllar sonra 1952’de, 84 yaşındayken Atina’daki evinde Türk gazeteci Hıfzı Topuz’a o anları şöyle anlatacaktı:
"Bizim anlayışımıza göre, kılıç düşmana teslim edilmez. Küçüklük sayılır! Yaverim heyecanla yanıma geldi: ‘Generalim! Kılıcınızı imha edelim,’ dedi. Derhal uzattım. Hemen önümde parçaladı. Atım da vurulmuştu, biraz ötede can çekiştiriyordu. Diğer bir ata atlayıp çemberi yarmayı denedim. Başaramadım. Yaka paça yakalandım. Eğerine asılı süvari kılıcına da el konuldu."
KİRLİ ÜNİFORMALI, MÜKEMMEL FRANSIZCALI KOMUTAN: HALİT BEY
Esir alınan heyette Trikopis'in yanı sıra 2. Kolordu Komutanı General Dijennis (halka yaptığı zulümlerle biliniyordu), Kurmay Başkanı Albay Yuvannis, Albay Vandelis ve Albay Kalinalis vardı.
Trikopis, Türk karargâhına getirildiğinde en yeni kıyafetlerini giymişti. Karşısında kendisini teslim alacak komutanı arıyordu. Fransızca, "Komutan kim?" diye sordu.
Karşısına çıkan 5. Kafkas Tümeni Komutanı Kurmay Albay Dadaylı Halit Bey, günlerdir uykusuzdu, sakal tıraşı olmamış, haki elbisesi kirlenmişti. Trikopis, bu bakımsız askerin komutan olabileceğine ihtimal vermemişti. Ancak Halit Bey, mükemmel bir Fransızca ile cevap verdi: "Komutan benim. Ordugâhımıza hoş geldiniz. Misafirimizsiniz. Buyurunuz..."
Halit Bey, esirler için yiyecek temin etmek istedi ancak civardaki Göğem Köyü halkı, Yunan askerlerinden gördükleri zulüm, baskın ve talan nedeniyle düşmana erzak vermeyi reddetti. Halit Bey, köylünün bu tavrını saygıyla karşıladı. Esirler asker tayını ile doyuruldu.
MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN TARİHİ DERSİ
Esir komutanlar Uşak’a nakledildiğinde Garp Cephesi Kurmay Başkanı Albay Asım Gündüz Bey onları çok sert karşıladı. Yunan ordusunun tecavüzleri, yakıp yıkmaları ve katliamları nedeniyle öfkeliydi: "Sizi çağdaş bir ordunun yöneticileri mi, yoksa adi ve kan içen bir çetenin üyeleri diye mi karşılayayım, bilemiyorum!" dedi.
Ardından esirler Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıkarıldı. Mustafa Kemal, mağlup generale nezaketle yaklaştı: "Üzülmeyiniz! En büyük komutanlar bile yenilebilir. Napolyon da mağlup olmadı mı?"
Ancak Paşa, sivil halka yapılan zulmü sormadan edemedi. Trikopis, "Haberim yoktu, emir vermedim" deyince Mustafa Kemal Paşa tokat gibi cevabı yapıştırdı: "Demek ki askerlerinize hükmedemediniz!"
Trikopis bu cevapla sarsıldı. Mustafa Kemal Paşa, Trikopis’in İstanbul’daki eşine telgraf çekmesine izin verdi ve misafirperverlik gösterilmesi talimatını verdi. Trikopis bu insani tavır karşısında gözyaşlarını tutamadı.
BİR KAHRAMANIN PORTRESİ: AHMET ÇAVUŞ KİMDİR?
1890 Afyon doğumlu olan Ahmet (Ünlü) Çavuş, aslen Afyon Cezaevi’nde gardiyandı. Çanakkale Savaşı için "gönüllü" olup cepheye koştu. Birinci Dünya Savaşı sonrası terhis olduğunda İstanbul’dan Afyon’a kadar yalınayak yürüdü. Tınaztepe’de değirmenci olan babası, karşısında bir iskelete dönmüş oğlunu tanıyamamıştı.
Afyon işgal edilince, evinde uyuyamadan bir komşusunun ihbarıyla Yunanlılarca yakalandı. İşkence gördü ama "değirmenciyim" diyerek ve köylülerin şahitliğiyle serbest kaldı. Ailesiyle vedalaşamadan tekrar yollara düştü, Ankara'ya gidip orduya katıldı. İnönü Savaşları'nda ağır yaralandı, 4 ay tedavi görüp Sakarya Meydan Muharebesi'ne yetişti. Ve nihayetinde Büyük Taarruz'da o tarihi yakalamayı gerçekleştirdi.
Ahmet Çavuş’a bu kahramanlığı nedeniyle İstiklal Madalyası verildi ve Trikopis’in bazı eşyaları hediye edildi. Savaş sonrası sivil hayata döndü, gardiyanlığa devam etti ve başgardiyanlığa yükseldi. 4 erkek, 2 kız çocuğu oldu. Oğlu Cemalettin Ünlü, daha sonra Ulus gazetesinde Yazı İşleri Müdürlüğü yaptı.
Hayatı hep maddi zorluklarla geçen bu büyük kahraman, son nefesine kadar bekçilik yaparak evine ekmek götürdü ve 18 Mayıs 1956’da vefat etti.
ESİR KAMPINDAN LOZAN’A
General Trikopis ve beraberindeki 4 general, 11 albay ve yüzlerce subay Kayseri Talas’taki esir kampına gönderildi. Trikopis’in eşi ve kızları da buraya getirildi. Esir generaller Amerikan Hastanesi lojmanlarında kalırken, erler yol yapımında çalıştırıldı. 1923 Lozan Antlaşması sonrası hepsi ülkelerine iade edildi.
Ahmet Çavuş'un bu destansı hikayesi, 1972 yılında yönetmen Semih Evin tarafından "Ahmet Çavuş" adıyla sinemaya da aktarıldı. Başrollerde Erol Taş ve Aytekin Akkaya yer aldı.













