Siyasetin gölgesindeki Kürtler: İstismar mı, temsil mi?
DEM Parti'nin "Kürt soykırımı" iddiaları ve Suriye'deki son gelişmeler ışığında, Kürt kimliği üzerinden yürütülen siyasetin toplumsal bütünlüğe etkileri ve Kandil-Meclis hattındaki çıkar çatışmaları mercek altına alınıyor.
Yusuf İnan
Gazeteci |Siyasi & Stratejik Analist
Soykırım İddiası veya Siyasi Konum Kaybı Endişesi!
Suriye’de Şam yönetimi ve çeşitli gruplar arasında yaşanan otorite değişimiyle birlikte, Türkiye’deki siyasi atmosferde "Kürt kimliği" üzerinden yürütülen tartışmalar yeniden alevlendi. DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın, Suriye’deki gelişmeleri "Kürtlere karşı soykırım startı verildi" şeklinde nitelendirmesi, kamuoyunda "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" ve "siyasi rant devşirme" eleştirilerini beraberinde getirdi.
Ancak sahadaki gerçeklik ve Türkiye’nin toplumsal dokusu incelendiğinde, bu sert söylemlerin ardında yatan asıl amacın, Kürt vatandaşların haklarını savunmaktan ziyade, illegal yapıların ömrünü uzatmak ve mevcut siyasi konforu korumak olduğu iddia ediliyor.
Makam hırsı barışın önünde mi?
Gazeteci Can Ataklı tarafından da detaylandırılan ve bölgedeki pek çok Kürt vatandaşın yüksek sesle dile getirmeye başladığı bir iddia, siyasetin merkezine oturdu. Buna göre; DEM Parti içerisinde milletvekili maaşı, lüks yaşam ve bürokratik nüfuz elde eden bazı figürler, Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan çıkmasını veya Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilmesini aslında istemiyor.
İddianın temelinde "mevki kaybı korkusu" yatıyor: Eğer Öcalan veya Demirtaş siyasi denklemde aktif rol alırsa, mevcut milletvekillerinin ve parti yöneticilerinin "tek temsilci" sıfatıyla elde ettikleri makamlar sarsılacak. Bu nedenle, barış süreçlerinin veya Suriye’deki kargaşanın durmasının, bu isimlerin elindeki en büyük "mağduriyet" argümanını alıp götüreceği düşünülüyor. Barışın sağlandığı, normalleşmenin başladığı bir coğrafyada, "ayrılıkçı siyasetin" pazarlanacak bir ürünü kalmayacağı gerçeği, statükocu siyasetçileri radikal söylemlere itiyor.
Soykırım iddiası ve Türkiye gerçeği
DEM Parti’nin "soykırım" iddiası, 86 milyonun bir arada yaşadığı Türkiye gerçekliğiyle taban tabana zıt bir tablo çiziyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en üst kademelerinde, örneğin Cumhurbaşkanı Yardımcılığı makamında Kürt kökenli Cevdet Yılmaz'ın bulunması, Kürtlerin iş dünyasında dev şirketlere sahip olması ve batıdan doğuya her şehirde özgürce ticaret yapıp mülk edinebilmesi, "sistematik dışlama" söylemlerini boşa çıkarıyor.
Türkler ve Kürtler arasında binlerce yıllık akrabalık bağları, evlilikler ve ortak kültürel miras, toplumsal bir ayrışmanın olmadığını kanıtlıyor. Üniversitelerde, devlet dairelerinde ve orduda hiçbir ayrım gözetilmeksizin görev alan Kürt vatandaşlar, Türkiye’nin asli unsuru olarak hayatın her alanında varlık gösteriyor. Bugüne kadar 50 binden fazla vatan evladının şehit verilmesine neden olan PKK terörüne rağmen, devletin hiçbir zaman sivil Kürt vatandaşını hedef almaması, aksine terörün esir aldığı bölgelere yatırım götürmesi, "soykırım" ithamının ne denli asılsız ve kışkırtıcı olduğunu ortaya koyuyor.
Buz kalıbı gibi erimek: Entegrasyonun gücü
Suriye ve Irak hattındaki kargaşadan beslenen Kandil yönetimi ve PKK uzantıları için yolun sonu görünüyor. Uzmanlar, bir topluma veya ülkeye sahip olmanın yolunun, o ülkeyi parçalamaktan değil, o toplumun içinde bir "buz kalıbı gibi eriyerek" entegre olmaktan geçtiğini vurguluyor. Suriye örneğinde görüldüğü gibi, merkezi devleti zayıflatmaya çalışmak, aslında o coğrafyada yaşayan herkesin küçülmesine ve nihayetinde yok olmasına zemin hazırlıyor.
Osmanlı’yı sırtından vuran yapıların bugün Ortadoğu’da düştüğü durum, tarihsel bir ders niteliği taşıyor. Kendi devletine sahip çıkmak yerine yabancı güçlerin taşeronluğunu soyunmak, huzur yerine kan ve gözyaşı getiriyor.
Terör yasası ve demokratik savunma
Türkiye’nin önündeki en büyük görev, terör örgütlerinin "esir aldığı" Kürt kardeşlerini bu illegal yapıların elinden kurtarmaktır. Bu noktada, terör tanımının uluslararası standartlarda daha net uygulanması ve demokratik sistemin imkanlarını kullanarak devlete ihanet eden yapıların önüne geçilmesi elzemdir.
DEM Parti’nin ayrıştırıcı dili terk ederek, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir parçası olduğunu kabul etmesi, hem Kürt halkının hem de tüm Türkiye’nin huzuru için tek çıkış yoludur. Siyasi kazanımlar uğruna insanları savaşa ve ölüme sürüklemek yerine, bin yıllık kardeşliğin ekmeğini büyütmek, aklıselim her vatandaşın ortak beklentisidir.
Yusuf İnan
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.













