Son Halifenin Gizli Defteri Açıldı: Abdülaziz’in ölümü için intihar değil, şehadet iddiası yeniden gündemde

Son halife Abdülmecid Efendi’nin sürgün hatıraları yayımlandı. Abdülaziz’in ölümü, hanedan içi ayrışmalar ve arşiv hikâyesi yeni belgelerle yeniden gündemde.

Son Halifenin Gizli Defteri Açıldı: Abdülaziz’in ölümü için  intihar değil, şehadet  iddiası yeniden gündemde

Son Halifenin Gizli Defteri Açıldı: Abdülaziz’in ölümü için “intihar değil, şehadet” iddiası yeniden gündemde

ŞEHİTLER ÖLMEZ / İSTANBUL

Sürgünde yazılan hatıralar kitaplaştı

Osmanlı Devleti’nin ve İslam dünyasının son halifesi Abdülmecid Efendi’nin sürgün yıllarında kaleme aldığı hatıraları ilk kez bütünlüklü bir yayınla okurla buluştu. Gazeteci-yazar Murat Bardakçı’nın hazırladığı 215 sayfalık çalışma, sanatçı kişiliğiyle tanınan son halifenin aile içi gerilimlere, devlet yönetimine ve dönemin siyasi kırılmalarına dair gözlemlerini içeriyor. Metin, yalnızca tarih meraklılarına değil; yakın dönem tartışmalarına ışık tutacak yeni malzemeye ihtiyaç duyan araştırmacılara da hitap ediyor.

“Abdülaziz müntehir değildir, şehittir”

Eserin en çarpıcı bölümlerinden biri, Abdülmecid Efendi’nin babası Sultan Abdülaziz’in 4 Haziran 1876’daki ölümüne ilişkin satırları. Son halife, “Sevgili pederim hakanı mağfur Abdülâziz Han Hazretleri müntehir değildir, şehittir… Bu felâketin şâhid-i bî-pervâsıyım” sözleriyle aile hafızasında yer eden iddiayı bir kez daha kayda geçiriyor. Abdülaziz’in tahttan indirilişini izleyen günlerdeki şüpheli ölüm, 150 yılı aşkın süredir Osmanlı hanedanı içinde “Mecidi–Azizi” ayrışmasını tetikleyen başlıca meselelerden biri olarak anılıyor.

150 yıllık fay hattı: Mecidi–Azizi kırılması

30 Mayıs 1876 darbesiyle tahttan indirilen Sultan Abdülaziz’in ölümü, darbe aktörlerinin “intihar” açıklamasına karşın hanedanın bir kesimi tarafından hiçbir zaman kabul edilmedi. Tahta V. Murad’ın geçmesiyle iki kol arasında derinleşen mesafe, 1916’da Veliaht Yusuf İzzeddin’in “intihar” olarak kayda geçen şüpheli ölümüyle daha da büyüdü. Hatırat, bu fay hattının aile içi ilişkileri, siyaset okumalarını ve sonraki kuşakların bakışını nasıl şekillendirdiğine dair ipuçları veriyor. Abdülmecid’in satırları, hanedanın hafızasında adalet arayışının ve “hesap kapanmadı” hissinin ne denli güçlü kaldığını gösteriyor.

Vahdettin ile ilişkiler: dostluktan ayrışmaya

Kitapta, gençlik yıllarında dostane bir ilişki sürdüren son padişah Vahdettin ile son halifenin zaman içinde siyaset, diplomasi ve saray içi dengeler bakımından ayrıştığına dair değerlendirmeler de bulunuyor. Abdülhamid dönemi yaklaşımları, dış politikada farklı yönelimler ve aile içi evliliklerin yaratttığı gerilimler hatıratın arka planını zenginleştiriyor. Bu çerçeve, sürgün sonrası defin tercihleri ve vasiyetler gibi sembolik kararların bile neden tarihsel tartışmaların parçası olmaya devam ettiğini açıklıyor.

Defter Türkiye’ye nasıl döndü?

Hatıra defteri uzun süre Abdülmecid Efendi’nin kızı Dürrüşehvar Sultan’ın elinde kaldı. Aile fertlerinin aktardığına göre, son halife bazı bölümleri yakınlarına bizzat okumuştu. Sürecin ilerleyen safhasında defterin ilk yüz sayfasının fotokopisi İstanbul’a getirildi ve Süleymaniye Kütüphanesi’nde muhafaza altına alındı. Bardakçı, Latin harflerine aktarım ve metin karşılaştırmalarıyla hatıratı yayıma hazırlarken, arşiv izini süren araştırma sürecindeki temasları ve bulunma hikâyesini de anlatıyor. Bu yönüyle eser, bir “metin keşif” serüveni niteliği de taşıyor.

Tarih yazımı açısından ne söylüyor?

Yeni kitap, iki düzlemde önem taşıyor. İlki, tanıklık değeri: Son halifenin kaleminden çıkan metinler, dönemin resmi anlatılarıyla aile hafızası arasındaki boşlukları doldurabilecek birinci elden malzeme sunuyor. İkincisi, kültür ve sanat tarihi: Abdülmecid Efendi’nin empresyonist resimleri, musiki zevki ve estetik dünyası, siyasi fırtınaların gölgesinde bile üretime yönelen bir aklın izi olarak belirginleşiyor. Hatıratın yayımlanması, hem 19. yüzyılın son çeyreği hem de imparatorluktan cumhuriyete geçişte yaşanan kırılmaların bireysel tecrübelerle yeniden okunmasına imkân veriyor.

Yeni tartışma dalgası kapıda

Abdülaziz’in ölüm nedeni, 1876 darbesinin mahiyeti, 1910’lar–20’lerdeki saray içi dengeler ve sürgün yılları… Kitap bu başlıklara dair iddia, duygu ve gözlemleri bir araya getirerek “eski dosyaları” yeni belgelerle açıyor. Hatıratın kamuoyuna mal olması, bir yandan tarih disiplininde yeni karşılaştırmalı çalışmaların önünü açacak, diğer yandan siyasetin güncel dilinde sıkça referans verilen “hanedan mirası” tartışmalarına taze malzeme sağlayacak gibi görünüyor.


Asker Vurulunca Değil, Unutulunca Ölür!
www.sehitlerolmez.com

Kaynak: Odatv