Suriye ordusu kuzeye girdi: YPG’nin maskesi düştü, halk sokakta
Suriye ordusunun Haseke ve Kamışlı'ya girmesiyle YPG’nin bölgedeki hakimiyeti sona erdi. Terör örgütünün yasaklarına rağmen halk, güvenlik güçlerini sevinçle karşıladı.
AHMET TAŞ | ŞEHİTLER ÖLMEZ
ANKARA, TÜRKİYE — Suriye sahasında uzun süredir devam eden güç mücadelesinde kritik bir eşik aşıldı. Suriye ordusunun terörle mücadele kapsamında başlattığı operasyonlar, ülkenin kuzeydoğusundaki stratejik noktalar olan Haseke, Kamışlı ve Ayn el-Arab (Kobani) hattında somut sonuçlar vermeye başladı.
Bölgedeki dengeleri kökten değiştiren bu hamle, terör örgütü YPG’nin yıllardır sürdürdüğü propaganda ağını çökertirken, örgütün bölge halkı üzerindeki baskıcı yüzünü de ifşa etti. Suriye ordusuyla zorunlu bir entegrasyon anlaşmasına giden YPG, sahadaki askeri ve psikolojik üstünlüğünü tamamen kaybetti.
Stratejik ilerleyiş ve zorunlu entegrasyon
Suriye ordusu, ülkenin kuzey hattında yürüttüğü operasyonlarda, askeri literatürde "tereyağından kıl çekercesine" olarak tanımlanabilecek bir hassasiyet ve başarıyla ilerledi. Haseke ve Kamışlı gibi terör örgütü YPG'nin "kale" olarak gördüğü merkezlere doğru gerçekleşen bu kararlı yürüyüş, örgüt içinde büyük bir paniğe neden oldu.
Sahadaki askeri gerçeklikle yüzleşen YPG yönetimi, Suriye ordusunun ilerleyişini durduramayacağını anlayınca, Şam yönetimi ile masaya oturmak zorunda kaldı. Yapılan entegrasyon anlaşması, esasen örgütün bölgedeki özerklik hayallerinin suya düşmesi ve otoritenin yeniden merkezi hükümete geçmesi anlamına geliyor. Aksi takdirde Suriye ordusunun operasyonlarını kesintisiz sürdüreceği gerçeği, örgütü bu anlaşmaya mecbur bıraktı.
Kamışlı’da bayrak değişimi ve halkın tepkisi
İki gün önce varılan mutabakat çerçevesinde Suriye güvenlik güçleri, ilk etapta Haseke ve Ayn el-Arab’ın idari ve askeri yönetimini devralmak üzere bölgeye intikal etti. Bu stratejik hamlenin devamında, dün itibarıyla Kamışlı kent merkezine giriş yapıldı.
Kentin idari binaları, okulları ve stratejik noktalarında yıllardır asılı olan örgüt paçavraları indirilerek, yerlerine Suriye Arap Cumhuriyeti’nin resmi bayrakları asılmaya başlandı. Bu durum, sadece bir bayrak değişimi değil, aynı zamanda bölgedeki otorite boşluğunun sona erdiğinin ve devlet egemenliğinin yeniden tesis edildiğinin en somut göstergesi oldu.
YPG’nin "sivil katliam" yalanı ve gerçekler
Yıllardır batılı emperyalist güçlerden destek alabilmek adına "bölgede sivillere yönelik katliam yapılıyor" tezini işleyen YPG’nin bu propagandası, Suriye ordusunun bölgeye girişiyle birlikte çöktü.
Örgüt, güvenlik güçleri kente girmeden hemen önce, halkın askerlerle temasını kesmek ve olası sevgi gösterilerini engellemek amacıyla sokağa çıkma yasağı ilan etti. Ancak bölge halkı, yıllardır süren baskı rejiminden kurtulmanın verdiği cesaretle bu yasakları tanımadı. Sokaklara, caddelere ve ana yollara dökülen binlerce sivil, Suriye askerlerini coşkuyla karşıladı.
Bölgedeki kadınlar, Orta Doğu geleneğinde zafer ve sevinç anlarının simgesi olan şeker saçma ritüelini gerçekleştirirken, çocuklar ise sokaklarda sevinç çığlıkları atarak YPG’ye ait sembolleri ve bez parçalarını ayaklar altına aldı. Bu görüntüler, örgütün "halkın temsilcisi" olduğu yönündeki iddiasının ne denli temelsiz olduğunu tüm dünyaya gösterdi.
Provokasyon ve ateş açma girişimleri
Halkın Suriye ordusunu bağrına basması, YPG içindeki bazı radikal unsurları harekete geçirdi. Kitlelerin sevinç gösterilerini hazmedemeyen teröristler, korku iklimini yeniden tesis etmek amacıyla sivillerin üzerine ateş açtı. Ancak bu saldırılar, halkın iradesini kırmaya yetmediği gibi, örgütün sivilleri kalkan olarak kullandığı gerçeğini bir kez daha tescilledi.
"Burası bizim bölgemiz" propagandasıyla yıllardır demografik mühendislik yapmaya çalışan örgüt, kendi tabanı olarak gördüğü kitleler tarafından dahi reddedildi. Bu durum, YPG'nin bölgede bir meşruiyet zemini olmadığını, varlığının sadece silah zoruyla sürdürülen bir tahakkümden ibaret olduğunu kanıtladı.
Bölgesel denklemler ve "Tek Vatan" modeli
Suriye sahasında yaşanan bu gelişmeler, sadece Şam ve Kamışlı hattını değil, Türkiye, İran ve Irak’ı da yakından ilgilendiren sonuçlar doğuruyor. Suriye’de tesis edilen "tek vatan, tek bayrak, tek ordu" modeli, bölgedeki diğer ayrılıkçı ve bölücü unsurların motivasyonunu kırma potansiyeline sahip.
Özellikle Türkiye ve Suriye’nin kararlı tutumu, İsrail başta olmak üzere bölgeyi dizayn etmeye çalışan dış güçlerin planlarını sekteye uğrattı. YPG’nin aldığı bu ağır yenilgi sonrası yeniden İsrail ve diğer batılı güçlere "kuyruk sallaması" ve provokasyon arayışına girmesi muhtemeldir. Ancak sahadaki iş birliği ve kararlılık, bu tür girişimlerin başarı şansını minimize etmektedir.
MHP Lideri Bahçeli’nin uyarısı ve "Terörsüz Bölge" hedefi
Bu süreçte Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptığı uyarılar, meselenin stratejik boyutunu bir kez daha hatırlattı. Bahçeli’nin, "Kim ve kimler, makûsun yerine makûsî tercih ediyor, gülün yerine çamura başvuruyor ve bu suretle ‘Terörsüz Türkiye’, ‘Terörsüz Bölge’ hedeflerini sekteye uğratmak için tetikte bekliyorsa, ülke ve millet aleyhine tertip içinde olan güdümlü işbirlikçidir" şeklindeki ifadeleri, mücadelenin sadece askeri değil, siyasi ve psikolojik boyutuna da dikkat çekiyor.
"Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge" hedefi, Orta Doğu’nun huzuru, refahı ve istikrarı için hayati bir öneme sahip. Suriye’de yaşanan son gelişmeler, bu hedefe ulaşma yolunda terör örgütlerinin kaybedeceğini, bölgesel iş birliğini ve toprak bütünlüğünü savunanların ise kazanacağını net bir şekilde ortaya koyuyor.
Kaynak: Yıldıray Çiçek / Türgün













