Tanrı'nın Kılıcı ve Zalimlerin Sonu: ABD'ye Kızmaya Hakkımız Var mı?
ABD'nin Venezuela hamlesi ve diktatörlerin hazin sonu... Zalimler, bir başka zalim eliyle mi cezalandırılıyor? İşte liderleri titretecek 'İlahi Adalet' analizi.
YUSUF İNAN ŞEHİTLER ÖLMEZ / ANKARA, TÜRKİYE - 04 OCAK 2026
Dünya, Hollywood senaryolarını aratmayacak bir sabaha uyandı. ABD, yıllardır "masada" dediği seçeneği sahaya sürdü; Venezuela’ya girdi, Devlet Başkanı Maduro ve eşini yatak odalarından alıp New York’a getirdi. Bir devlet başkanı, egemenlik iddia ettiği topraklardan bir suçlu gibi paketlenip götürüldü.
Peki dünya ne yaptı? Hiçbir şey. Birkaç cılız kınama mesajı, diplomatik "endişe" beyanları... Hepsi bu.
Tam bu noktada, o can alıcı, o rahatsız edici ama bir o kadar da gerçekçi soruyu sormak zorundayız: Dünya devletlerinin, siyasetçilerin ve hatta bizlerin, ABD’ye ve Başkan Donald Trump’a kızmaya hakkımız var mı?
Cevabı peşinen verelim: Bence yok.
Neden mi? Gelin, hamaseti bir kenara bırakıp hakikatin soğuk yüzüne, yakın tarihin kanlı sayfalarına ve "İlahi Adalet"in şaşmaz terazisine bakalım.
Diktatörlerin Hazin Sonu ve Halkın Sessizliği
Tarih tekerrürden ibaret derler; ibret alınsaydı tekerrür eder miydi? ABD, Ortadoğu’ya girdiğinde Irak’ta Saddam Hüseyin’i devirdi. Saddam, kendi halkına, Halepçe’de Kürtlere zehirli gazlarla ölüm yağdıran bir liderdi. Sonunda ne oldu? Kendi halkının, kendi cellatlarının elinde idam edildi.
Libya’ya bakın. "Çadırların lideri" Kaddafi, yıllarca demir yumrukla yönettiği ülkesinde, kendi halkı tarafından linç edilerek, sokak ortasında feci şekilde öldürüldü. ABD müdahalesi sadece bir tetikleyiciydi; asıl öfke içeride birikmişti.
Suriye’de Beşar Esad... Babası Hafız Esad’dan devraldığı zulüm bayrağını daha da ileri taşıdı. Kendi şehirlerini bombaladı, insanlarını mülteci durumuna düşürdü. Sonuç? Koltuğundan oldu, ülkesi harabeye döndü, Rusya’nın kanatları altına sığınan bir parya haline geldi.
Ve Mısır... Bölgenin en köklü devleti. ABD destekli Sisi darbesiyle seçilmiş Muhammed Mursi indirildi. Mısır halkı, iradesine sahip çıkabildi mi? Hayır. Güçlünün hukuku, hukukun gücünü yendi ve düzen devam etti.
Şimdi de Venezuela... Maduro indirildi. Halk sokaklara dökülüp liderini ABD askerlerinin elinden kurtarmaya çalıştı mı? Hayır. Çünkü halk, açlıkla, yoklukla ve baskıyla sınanıyordu.
Sırada Kim Var? İran ve Yaklaşan Tufan
Bu zincirin bir sonraki halkasının neresi olduğu sır değil. İran. Uzun zamandır İran’ın en üst düzey komutanları, nükleer bilimcileri, hatta devlet yöneticileri birer birer suikastlarla ortadan kaldırılıyor. Şah Rıza Pehlevi hanedanının geri dönüş hazırlıkları yaptığı fısıltıları artık yüksek sesle konuşuluyor.
Vicdan sahibi bir insan olarak soruyorum: Kendi meydanlarında, vinçlere asarak insanları vahşice idam eden, kadınlara yaşam hakkı tanımayan, halkına nefes aldırmayan bir rejime mi üzüleceğiz? Kendi vatandaşına "hayvan" muamelesi yapan bir devletin, başkası tarafından yıkılmasına gözyaşı mı dökeceğiz?
Eğer İran devleti, kendi halkına adaletle, şefkatle yaklaşsaydı; bugün dışarıdan gelecek bir müdahaleye karşı o halk etten duvar örmez miydi? Saddam kendi halkını zehirlemeseydi, böyle bir akıbete uğrar mıydı?
Tanrı’nın Adaleti ve ABD’nin Rolü
Ortadoğu coğrafyasına bakın. Allah bu topraklara petrol vermiş, doğalgaz vermiş, zenginlik vermiş. Ama bu ülkelerin yöneticileri, bu nimeti halklarına "zulüm, kan ve gözyaşı" olarak geri ödemiş.
İşte tam burada devreye "İlahi Adalet" giriyor. Halkına acımayan liderleri, adalet terazisini kıran yönetimleri, Tanrı bazen bir başka zalim eliyle, bazen ABD ve Trump eliyle cezalandırıyor.
Evet, ABD’nin uyguladığı yöntemler 21. yüzyılın hukuk normlarına, insan haklarına aykırı olabilir. Bu bir emperyalizm olabilir. Ama unutmayalım ki; "Zalim, Allah’ın kılıcıdır." Allah, o kılıçla önce hak edenleri cezalandırır, sonra döner o kılıcı da (zalimi de) cezalandırır.
ABD bir ülkeye elini kolunu sallayarak giriyor ve o ülkenin ordusu, polisi, halkı hiçbir direniş göstermeden liderlerini teslim ediyorsa; bu, o liderlerin halklarının gönlündeki meşruiyetini çoktan yitirdiğinin ispatıdır. Bu bir ibret vesikasıdır.
ABD ve Trump İçin de İkaz Çanları Çalıyor
Sanılmasın ki bu "İlahi Kılıç" sadece doğunun diktatörleri için geçerli. Tanrı’nın adaleti şaşmaz. Dünyanın süper gücü ABD de bugün görülmemiş fırtınalarla, kasırgalarla, doğal afetlerle sarsılıyor. Gökyüzü, en güçlü teknolojilerin bile aciz kaldığı bir öfkeyle ABD’yi vuruyor. Bu da ABD’ye bir ikazdır. "Gücüne güvenme, zulme sapma" uyarısıdır.
Gelelim Trump’a... "Cennete gitmek istediğini" açıkladı. Birçoğumuz için ironik, hatta komik gelebilir. Ama gaybı ve kalpleri ancak Allah bilir. Hadis-i Şeriflerde anlatılır; günahkar bir kadın, susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe ayakkabısıyla kuyuya inip su verdiği için affedilmiş ve cennete gitmiştir. Kim bilir? Belki Trump da dünya barışına, insanlığın bir beladan kurtulmasına vesile olacak bir adım atar ve Yaratıcı'nın rızasını kazanır. Bunu biz bilemeyiz, hüküm Allah’ındır.
Bediüzzaman’ın Keşfi ve Bölünme Tehlikesi
Büyük alim Bediüzzaman Said Nursi’nin şu muazzam tespiti bugünleri ne güzel anlatıyor: “Osmanlı hükûmeti Avrupa ile hâmiledir; Avrupa gibi bir hükûmeti doğuracak. Avrupa da İslâmiyete hâmiledir; o da bir İslâm devleti doğuracak.”
Tarihsel döngüler işliyor. Batı, kendi içindeki krizlerle İslam'ın adaletine gebe kalırken; İslam dünyası da kendi içindeki yozlaşmayı Batı tipi seküler veya demokratik doğumlarla aşmaya çalışıyor.
Ancak bölgemizde büyük bir tehlike var. Bugün SDG/YPG gibi yapılar, ayrılıkçılığı körüklüyor. Osmanlı’ya isyan edip ayrılanlar, bugün daha da bölünmek, küçük parçalara ayrılmak istiyor. Bu gidişat, coğrafyamızı Gazze benzeri, sürekli kanayan, sürekli ezilen bir sürece sürüklüyor. Osmanlı’yı sırtından vuranların torunlarının bugün Filistin’de yaşadığı acıya üzülüyoruz, ciğerimiz yanıyor; ama ilahi kaderin ve adaletin tecellisini de görmezden gelemiyoruz.
Son Çağrı: Uyanın Yoksa Yok Olacağız!
Semavi kitaplar açıkça uyarıyor. Ad kavmi, Semud kavmi, Nuh’un kavmi... Hepsi bir "çığlıkla", bir tufanla, bir felaketle yok edildiler. Neden? Zulüm, azgınlık ve adaletsizlik yüzünden.
Daha dün, tüm insanlık bir pandemi gerçeğiyle yüzleşti. Gözle görülmeyen bir mikrop, kralları da köleleri de, süper güçleri de aciz bıraktı. Milyonlarca insan öldü. Bu, modern çağın insanına ilahi bir "dur" ihtarıydı.
Ama görünen o ki, kimsenin aklını başına almaya niyeti yok. Buradan tüm dünya liderlerine, güç sahiplerine ve insanlığa sesleniyorum:
İlahi ikazları dikkate alın. Aşırılıklardan, zulümden, kibirden kaçının. İnsanın insana, insanın hayvana, insanın doğaya zulmü son bulmalı.
Adalet, sadece mahkeme salonlarında bir tabela değildir; kainatın ayakta durma sebebidir. Eğer biz bu teraziyi düzeltmezsek, kendi ellerimizle kendi kıyametimizi hazırlayacağız. Sinema filmlerinde izlediğimiz o yok oluş senaryoları, bir gün gerçeğin ta kendisi olabilir.
Hatalarımızla yüzleşelim, kötülüklerden uzaklaşalım. Yoksa ne ABD’nin gücü, ne petrolün parası, ne de sarayların duvarları bizi yaklaşan sondan koruyamayacak.
Yusuf İnan
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.













