Liderler mi, Halk mı? Toplumun Ahlakı ve Yöneticilerin Aynası

Liderler mi belirleyici, yoksa halk mı liderini doğurur? Toplumun ahlakı, kul hakkı, adalet ve yöneticiler arasındaki ilişkiyi ele alan etkileyici bir köşe yazısı.

Liderler mi, Halk mı? Toplumun Ahlakı ve Yöneticilerin Aynası

  • Yusuf İnan
  • Gazeteci |Siyasi & Stratejik Analist

Liderler mi, Halk mı?

Bugün dünyada en çok tartışılan meselelerden biri liderliktir. Küresel siyasetten yerel yönetime kadar hemen her konuda insanlar dönüp dolaşıp aynı noktaya gelir: Şu lider olsaydı böyle olmazdı”, “Bu parti kazansaydı her şey farklı olurdu”, “Doğru lider gelirse ülke düzelir.” Sanki bütün çözüm tek bir kişinin omzundaymış gibi düşünülür. Oysa burada çoğu zaman gözden kaçan çok temel bir hakikat vardır: Liderler, halktan bağımsız değildir. Onlar, bir toplumun aynasıdır.

Bir toplum neyse, onun içinden çıkan liderler de büyük ölçüde odur. Çünkü liderlik boşlukta oluşmaz. Bir inanç iklimi, bir ahlak düzeni, bir hayat anlayışı ve bir toplumsal karakter üretir lideri. Eskilerin veciz ifadesiyle, süt tenceresinde kaymak, sirke küpünde ise sirke anası olur. Toplumun mayası neyse, yöneticisinin vasfı da çoğu zaman ona göre şekillenir.

İnsan ise çoğu zaman kendisini sorgulamak yerine başkalarının iyi olmasını ister. Hep yöneticinin adil, dürüst, merhametli ve güçlü olmasını bekler; fakat kendi hayatında kul hakkına, adalete, helale, doğruluğa ne kadar riayet ettiğini pek düşünmez. Oysa bir toplumun ortak ahlakı bozulmuşsa, o toplumun başına gelen siyasi krizleri yalnızca lider hatasıyla açıklamak eksik kalır.

Küresel dünyada ortak sorumluluk

İçinde yaşadığımız çağ iletişim çağından da öte, birbirine geçmiş bir kader çağıdır. Artık dünyanın herhangi bir yerinde çıkan savaş, afet, felaket veya zulüm, çok kısa süre içinde bütün dünyada biliniyor, izleniyor ve tartışılıyor. Sınırlar fiziken var olsa da, insanlığın vicdanı ve sorumluluğu artık ortak bir zeminde sınanıyor.

Bu yüzden yaşanan olaylara yalnızca yerel bir pencereden bakmak yeterli değildir. Dünyanın herhangi bir yerindeki savaş, başka bir coğrafyanın huzurunu; bir ülkedeki ekonomik çöküş, başka bir halkın güvenliğini; bir yerdeki zulüm, bütün insanlığın vicdanını etkiler. Böyle bir çağda liderlik tartışmasını da küresel bir ahlak sorunu olarak ele almak gerekir.

Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) fitne zamanlarını tarif ederken şöyle buyurmuştur:
Fitne zamanında yürüyen koşandan, duran yürüyenden, oturan ayakta dikilenden, yatan oturandan, uyuyan yatandan daha hayırlıdır.”
(Buhârî, Fiten, 9; Müslim, Fiten, 10, 13)

Bu hadis-i şerif, fitne dönemlerinde aklın, sabrın ve sorumluluğun önemini gösterir. Herkesin bağırdığı, herkesin suçladığı, herkesin karşı tarafı hedef gösterdiği zamanlarda meseleye hikmetle bakmak gerekir. Zira fitne, yalnızca silahlı çatışma değildir; hak ile batılın karıştığı, vicdanın köreldiği, zulmün sıradanlaştığı, menfaatin ahlakı bastırdığı her dönem bir fitne dönemidir.

Toplum bozulursa düzen de bozulur

Kur’an-ı Kerim bu konuda çok açık bir ilke koyar:
Bir kavim kendini bozmadıkça Allah onların durumunu bozmaz.”
(Ra’d, 13/11)

Bu ayet, toplumsal değişimin dışarıdan değil içeriden başladığını gösterir. Fert bozulursa aile bozulur, aile bozulursa toplum bozulur, toplum bozulursa kurumlar çürür, kurumlar çürürse devletin adaleti sarsılır. Yani bozulma yukarıdan aşağıya olduğu kadar aşağıdan yukarıya da işler.

Yine Kur’an’da şöyle buyurulur:
Davranışları sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer kısmına yönetici yaparız.”
(En‘âm, 6/129)

Bu ilahi ölçü, yöneten ile yönetilen arasındaki ilişkinin sadece siyasi değil, ahlaki olduğunu da anlatır. Halk, kendi değer dünyasını kaybettiğinde; kul hakkını hafife aldığında; haram-helal duyarlılığını yitirdiğinde; adaleti sadece kendisi için istediğinde, sonunda karşısına bunun siyasal bir yansıması çıkar.

Rivayete göre Ka‘b’dan şu söz nakledilir:

Allah her dönemin hükümdarını halkın kalbine göre gönderir. Onları düzeltmek isterse salih birini, helak etmek isterse kötü birini hükümdar olarak gönderir.” Bu ifade, yöneticinin gökten inen bağımsız bir kader değil, toplumun ruh halinin bir sonucu olduğunu gösterir.

Hz. Peygamber’in şu duası da aynı noktaya işaret eder:

Allah’ım, merhametsizleri bize musallat etme.”
(Tirmizî, Daavât, 79)

Demek ki merhametsiz yöneticiler, merhameti hayatından çıkaran toplumların başına da gelebilir. Çünkü toplumsal çürümenin bedelini yalnızca suçlular değil, sessiz kalanlar da öder. Nitekim Enfâl suresinde şöyle uyarılır:

Öyle bir beladan sakının ki, geldiğinde yalnız zalimlere isabet etmekle kalmaz; masumlara da dokunur.”
(Enfâl, 8/25)

Yavuz Sultan Selim’in üzüm salkımı imtihanı

Tarihimizde bu ahlaki hassasiyeti çok çarpıcı biçimde anlatan ibretlik örnekler vardır. Bunlardan biri Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır Seferi sırasında yaşandığı rivayet edilen üzüm salkımı imtihanıdır.

Osmanlı ordusu bağlık bahçelik bir bölgede konakladığında Yavuz Sultan Selim, askerlerinin sahibinden izinsiz bir üzüm ya da meyve koparıp koparmadığını kontrol etmek ister. Yeniçeri Ağası’na bütün heybelerin aranmasını emreder. Saatler süren aramanın ardından tek bir askerin heybesinde bile izinsiz alınmış bir meyveye rastlanmaz. Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim’in ellerini açarak şöyle dediği aktarılır:

Rabbi, sana sonsuz hamd ü senalar olsun. Bana haram yemeyen bir ordu nasip ettin. Eğer asker içinde bir nefer sahibinden izinsiz bir meyve koparıp yeseydi, Mısır seferinden vazgeçerdim. Çünkü haram yiyen bir ordu ile beldelerin fethi mümkün olamaz.”

Bu söz, zaferin sadece kılıçla, teknikle, stratejiyle kazanılmadığını gösterir. Zaferin görünmeyen temeli ahlaktır. Kul hakkına riayet etmeyen, helal-haram çizgisini çiğneyen bir topluluk, dışarıda ne kadar güçlü görünürse görünsün, içeriden zayıftır.

Ahilik ruhu ve bugünün dünyası

Aynı ruh Ahilik geleneğinde de vardır:

Ben siftah yaptım, siftah yapmayan komşumdan alasınız.”

Bu cümle bir ticaret ahlakından çok daha fazlasıdır; bir medeniyet anlayışıdır. Bugünün dünyasında ise bunun tam tersi bir zihniyet yaygındır:Ben kazanayım da başkası ne olursa olsun.” Ben zengin olayım, ben tok olayım, ben rahat edeyim; başkası kalmış, mazlum olmuş, hakkı yenmiş umurumda değil… İşte insanlığı bugünkü savaşlara, çatışmalara, sömürü düzenine ve vicdan felaketine sürükleyen anlayış tam da budur.

Gazze’ye, Filistin’e, Ukrayna’ya, dünyanın başka coğrafyalarında yaşanan savaşlara ve işgallere bakarken yalnızca askeri güç dengeleriyle düşünmek eksik olur. Elbette uluslararası siyaset, strateji, ekonomi ve güç mücadeleleri vardır. Ancak daha derinde insanlığın ortak ahlaki zaafı vardır. Bebeklerin öldüğü, yaşlıların açlıktan ve susuzluktan kırıldığı, mazlumların feryadının duyulmadığı bir dünyada sorun sadece liderlerin kötülüğü değildir; halkların duyarsızlığı da bu düzeni beslemektedir.

Sonuç: Önce halk kendini düzeltmeli

Lider önemlidir. Hiç şüphesiz önemlidir. Adil lider, merhametli lider, basiretli lider toplumlar için büyük nimettir. Fakat daha temel bir mesele vardır: Halkın ahlakı.

Halk kul hakkına riayet ediyorsa, haramdan kaçıyorsa, komşusunu düşünüyorsa, mazlumun acısını hissediyorsa, doğruluğu ve adaleti kendi hayatında öncelemeye çalışıyorsa, o toplumun içinden çıkan lider profili de değişir. Çünkü lider, çoğu zaman halkın kaderi değil; halkın aynasıdır.

Bu nedenle çözüm yalnızca iyi lider beklemekdeğildir. Asıl çözüm, fert fert kendimizi düzeltmektir. İnsanlık kul hakkına riayet eden, merhameti öne alan, helal-haram hassasiyetini diri tutan bir çizgiye gelirse savaşlar da azalır, çatışmalar da diner, zulüm düzenleri de sarsılır.

Zaferler ve hezimetler, yükselişler ve çöküşler, yalnızca siyasal analizlerle değil; bu ahlaki pencereden bakıldığında daha doğru anlaşılır.

Çünkü sonunda belirleyici soru şudur:

Liderler mi halkı oluşturur, yoksa halk liderini doğurur?

Cevap açıktır:
Lider önemlidir, ama ondan da önemlisi halkın ahlakının ne olduğudur.

Yusuf İnan

www.sehitlerolmez.com

Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.