Türkiye Mülteci Krizinde Yol Ayrımında: Yük Hafiflemiyor, Riskler Artıyor

Mustafa Yeneroğlu, Dünya Mülteciler Günü'nde kaleme aldığı yazıda Türkiye’nin mülteci krizinde geldiği kritik eşiği, bölgesel riskleri ve uluslararası sorumlulukları değerlendiriyor. Yeni bir göç dalgası riski ve AB ile yaşanan açmazlar, Türkiye'yi politika değişikliğine zorluyor.

Türkiye Mülteci Krizinde Yol Ayrımında: Yük Hafiflemiyor, Riskler Artıyor

Türkiye Mülteci Krizinde Yol Ayrımında: Yük Hafiflemiyor, Riskler Artıyor

YEREL GÜNDEM / TÜRKİYE

Dünya genelinde 123 milyon kişi yerinden edildi, Türkiye bir kez daha sınavda

20 Haziran Dünya Mülteciler Günü, tarihin en yüksek yerinden edilme oranlarının gölgesinde kutlanıyor. İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun kaleme aldığı analiz, küresel mülteci krizinin hem boyutunu hem de Türkiye üzerindeki etkilerini çarpıcı şekilde ortaya koyuyor. Yeneroğlu, Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya genelinde şiddet, çatışma ve zulüm nedeniyle yerinden edilen kişi sayısının 123 milyonu aştığını vurgularken, Türkiye’nin hâlâ en fazla mülteci barındıran ülke olduğunu hatırlatıyor.

Ancak Yeneroğlu’na göre sorun yalnızca rakamlarla sınırlı değil. İran-İsrail hattında büyüyen tansiyon, Türkiye için yeni ve büyük bir göç dalgası tehdidini beraberinde getiriyor. Suriye krizinde yaşananların tekrar edebileceği uyarısında bulunan Yeneroğlu, Türkiye’nin bu devasa yükü artık tek başına taşıyamayacağını vurguluyor.

Sınırlar alarmda, devlet teyakkuzda

Ortadoğu’da tırmanan gerilim ve İsrail-İran hattındaki çatışmalar, Türkiye’nin doğu sınırlarında güvenlik risklerini artırıyor. Olası bir iç savaş veya toplu göç hareketi karşısında en savunmasız ülkelerden biri olan Türkiye, İran’a yakınlığı nedeniyle bir kez daha göç akınının ilk hedefi olabilir. Milli Savunma Bakanlığı’nın sınır hattında “gelişmeleri yakından izlediklerini” duyurması ve İletişim Başkanlığı’nın “İran’dan göç başladı” iddialarını yalanlaması da bu konuda yaşanan hassasiyetin göstergesi.

Sınır güvenliği, radikal unsurların sızması, kamu hizmetlerinde aşırı yüklenme ve toplumsal tansiyonun yükselmesi gibi başlıklar Türkiye’yi bekleyen risklerin sadece birkaçı.

AB-Türkiye mutabakatının gölgesinde kalmış bir strateji

Türkiye’nin mülteci yönetimindeki çıkmazlardan biri de Avrupa Birliği ile 2016 yılında imzalanan ve kamuoyunda “Mülteci Mutabakatı” olarak bilinen anlaşmanın pratikte Türkiye’ye yük bindiren sonuçları. Yeneroğlu, AB’nin “yük paylaşımı” taahhütlerinin büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldığını, 10 milyar avroluk yardım paketinin sadece 7 milyarının aktarıldığını ve bu fonların da büyük oranda proje bazlı harcamalara yönlendirildiğini hatırlatıyor.

En kritik vaat olan Türk vatandaşlarına vize serbestisi ise hiç hayata geçirilmedi. Bu durum, Türkiye’nin göç politikasını AB’nin güvenlik merkezli taleplerine bağımlı hâle getirirken, uzun vadeli ve kalıcı entegrasyon politikalarının gelişmesini de engelliyor.

Geçicilik varsayımı çöktü: Entegrasyon artık zorunluluk

Türkiye’nin yıllardır mülteciler için kullandığı “geçici koruma” modeli artık sürdürülebilir değil. On yılı aşkın süredir ülkede kalan milyonlarca insanın statüsü hâlâ net değil. Eğitimden sağlığa, istihdamdan sosyal hizmetlere kadar entegrasyonu sağlayacak kurumsal adımların eksikliği, toplumsal uyumu da zayıflatıyor.

Yeneroğlu, özellikle kayıt dışı istihdamın hem mültecileri sömürüye açık hâle getirdiğini hem de yerel halk arasında “haksız rekabet” algısını büyüttüğünü ifade ediyor. Sosyal medya platformlarında yayılan nefret dili ve siyasi söylemlerin popülist zemine kayması da sorunları derinleştiriyor.

Gerçekçi ve hak temelli çözüm: Türkiye'nin stratejik yatırımı

Yeneroğlu’na göre çözüm, “kriz yönetimi” anlayışını terk edip gerçekçi, bütüncül ve insan hakları temelli bir ulusal strateji geliştirmekten geçiyor. Türkiye’nin göç politikasında üç ayaklı bir dönüşüme ihtiyacı var:

  • İç politikada mültecilerin eğitim, sağlık ve yasal çalışma haklarının güvence altına alınması

  • AB ile ilişkilerde sınır bekçiliği anlayışının terk edilerek eşit yük paylaşımı esasına dayalı yeni bir müzakere zemini oluşturulması

  • Uluslararası diplomasi alanında, göçün temel nedenleriyle mücadele edecek aktif bir dış politika yürütülmesi

Bu stratejik vizyonun uygulanması, yalnızca mültecilerin haklarını korumakla kalmayacak, Türkiye’nin toplumsal barışı ve sürdürülebilir kalkınması açısından da uzun vadeli bir yatırım olacak.

www.yerelgundem.com