Üç Çocuk Diyen Devlet, Çocukları Babasız Bırakıyor!
Cumhurbaşkanı Erdoğan doğurganlık krizine dikkat çekerken, çocuklarından yedi yıldır ayrı kalan babalar, devletin aile politikalarındaki çelişkilere dikkat çekiyor. Gerçek aile politikası, adaletle başlar.
Erdoğan “Üç Çocuk” Demişti, Şimdi “Felaket” Diyor: Doğurganlık Krizi ve Uzakta Bırakılan Aileler Üzerinden Türkiye’nin Aile Gerçeği
YUSUF İNAN / ŞEHİTLER ÖLMEZ / TÜRKİYE
Doğurganlık Felaketi, Uzakta Bırakılan Babalar ve Aileden Kopan Türkiye
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son açıklamaları, Türkiye’nin toplumsal geleceği açısından çarpıcı bir eşikte durduğumuzu gösteriyor. Uluslararası Aile Forumu’nda konuşan Erdoğan, Türkiye’nin doğurganlık hızındaki dramatik düşüşü “felaket” olarak niteledi ve 2026-2035 dönemini “Aile ve Nüfus 10 Yılı” ilan etti. Ancak bu çağrının, toplumun sessiz çığlıklarına ne kadar kulak verdiği tartışmalı. Zira Erdoğan’ın hitap ettiği “aile” tanımı, bazı yurttaşların yaşadığı derin adaletsizliklerin gölgesinde anlamını yitiriyor.
Doğurganlığı Teşvik, Ama Kime?
TÜİK verilerine göre Türkiye’nin doğurganlık hızı 2024 itibarıyla 1,48’e gerilemiş durumda. Bu oran, nüfusun kendini yenileyebilmesi için gerekli olan 2,1 eşiğinin oldukça altında. Erdoğan’a göre bu yalnızca demografik değil, aynı zamanda medeniyet kodlarını ilgilendiren bir mesele. Ancak kamuoyunun gözünden kaçmayan asıl ironi şu: Devlet, çocuk yapılmasını teşvik ederken aynı devletin bazı kararları, çocukları ailelerinden, özellikle babalarından ayırıyor.
“Üç Çocuk” Diyen Devlet, Çocukları Babasız Bırakıyor
Yıllardır Ukrayna’da babalarından ayrı yaşamak zorunda kalan Elif ve Ayşe bebeklerin hikâyesi, Türkiye’nin aile politikalarındaki çelişkiyi acı şekilde ortaya koyuyor. 7 yıl boyunca babalarına hasret büyüyen bu çocuklar, şehir dışında, savaş tehdidi altındaki bir bağ evinde, bir sığınakta, bir odada yaşam mücadelesi verirken, Türkiye’de bir baba yurt dışına çıkamıyor çünkü hakkında konulan yurt dışı çıkış yasağını kaldıracak makamlar görevini yapmıyor.
FOTO: 7 Yıl Önce Elif ve Ayşe Ukrayna'da Annesiyle Birlikte - Ukrayna - 2018
FOTO: 7 Yıl Sonra Elif ve Ayşe Ukrayna'da Sığınakta - 2025
Bölge Adliye Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı... Hiçbirinden yanıt gelmiyor. Sadece devletin adalet sistemindeki bir boşluk değil, sosyal yapısındaki büyük bir çöküş gözler önüne seriliyor.
Cumhurbaşkanı’nın Söylemleri Gerçek Hayatla Ne Kadar Uyumlu?
“Kadını koruyan, çocuğu büyüten, insanı yaşatan bir yapı” olarak tanımlanan aileye dair bu yüce tanımlar, Elif ve Ayşe gibi çocukların gerçeğinde yankı bulamıyor. Çünkü söz konusu olan yalnızca soyut bir kavram değil, yaşanmışlıklarla somutlanmış bir travma.
Bir yandan doğurganlık teşviki yapılırken diğer yandan çocukların annelerinden ya da babalarından ayrıldığı, velayet davalarının keyfi kararlarla sürdüğü, bireyin yurttaş olarak devletten umudunu kestiği bir sistem içinde kim neden çocuk sahibi olmak istesin?
Hukuk, Vicdan ve Siyaset Arasında Sıkışmış Aileler
Sözde aileyi yücelten yasalar, kimi zaman uygulamada çocukları bir ceza gibi kullanıyor. Velayet davaları süresiz uzuyor, yurtdışı çıkış yasakları yıllarca kalkmıyor, adalet sisteminde bir çözüm bulunamıyor. Devletin “aileyi koruyacağız” mesajları, aileleri korumak şöyle dursun, çoğu zaman parçalıyor.
Bu durum sadece bir ailenin değil, sistemin iflasıdır. Ve bu çöküş doğurganlık oranından daha derin bir krizi tetikliyor: Devlete güvenin, hukuka inancın, aile bağlarının ve gelecek umudunun çöküşü.
Siyasi Strateji Yerine İnsan Odaklı Devlet Gerekiyor
2026-2035 “Aile ve Nüfus 10 Yılı” söylemi, ancak yerinde politikalarla anlam kazanabilir. Bunlar soyut değil; çocukları annelerinden, babalarından ayırmayacak, adaleti hızlandıracak, insan onurunu esas alan gerçek uygulamalardır.
Kürsüde yapılan konuşmalar, gerçek hayatta karşılık bulmadığında anlamını yitirir. Elif ve Ayşe’nin hikâyesi, sadece bir aile dramı değil, Türkiye’de “aile politikası” denince neden önce adaletin konuşulması gerektiğinin somut göstergesidir.
Sonuç: Aileyi Güçlendirmek Hukuku Güçlendirmekle Başlar
Türkiye’nin demografik dengesini yeniden kurması, elbette önemlidir. Ancak bu, sadece kadınlara “üç çocuk yapın” demekle olmaz. Hukukun üstünlüğü, adaletin hızı, insan haklarının teminatı yoksa doğurganlık değil, aidiyet hissi kaybolur. Ve vatandaş, devleti artık ailesinin değil, ailesinden koparan bir güç olarak görmeye başlar.
Bu nedenle Türkiye'nin aile politikasında atacağı her adım, önce şu soruya cevap vermek zorundadır: Elif ve Ayşe hâlâ babasızsa, hangi aileden söz ediyoruz?
YUSUF İNAN / ŞEHİTLER ÖLMEZ













