Yerlikaya’dan Diyarbakır’daki düşman söylemine sert tepki: Terörsüz Türkiye’ye suikast teşebbüsü
Diyarbakır’da “Öcalan’a özgürlük” yürüyüşünde polise “düşman” denmesine İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya sert tepki gösterdi: “Demokrasimizi zehirleme ve Terörsüz Türkiye’ye suikast teşebbüsü.” Olay, iktidar kanadında “sabotaj” tartışmasını alevlendirdi.
Yerlikaya’dan Diyarbakır’daki “düşman” söylemine sert tepki: “Terörsüz Türkiye’ye suikast teşebbüsü”
ŞEHİTLER ÖLMEZ / DİYARBAKIR
Yürüyüşte gerginlik, biber gazı müdahalesi
Diyarbakır’da “Öcalan’a özgürlük” çağrısıyla düzenlenen yürüyüşte güvenlik güçleriyle katılımcılar arasında yaşanan gerginlik tırmandı. Polis, kalabalığı dağıtmak için biber gazı kullandı; müdahale sırasında DEM Parti Milletvekili Adalet Kaya’nın da gazdan etkilendiği bildirildi. Eylem boyunca “PKK halktır halk burada” sloganları atılırken, megafondan “Yoldaşlar, düşman diyor ki eğer yürümeyecekseniz burada yapın. Biz o surlara gideceğiz...” ifadelerinin duyulması tepkileri büyüttü.
Bakan Yerlikaya: “Polisimize ‘düşman’ demek alçaklıktır”
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, söz konusu ifadeleri “çözüm sürecine karşı suikast teşebbüsü” olarak niteledi. Yerlikaya, “Siyasi fikir ifade etmekle; devletimizin niteliklerine, kurucu iradesine, milletimizin değerlerine yönelik, saldırgan, hakaretamiz söylem ve eylemler aynı şey değildir. Bunlar demokrasimizi zehirleme ve Terörsüz Türkiye’ye yönelik bir suikast teşebbüsüdür” dedi. Polis teşkilatını “Kara Vatan’da, Mavi Vatan’da, Siber Vatan’da” huzur ve güvenliğin teminatı olarak tanımlayan Yerlikaya, “Hiç kimse fedakâr görev yapan polisimize ‘düşman’ deme alçaklığına cüret edemez. Buna müsaade etmeyiz” ifadelerini kullandı.
“Sınırlar belli”: Hükümet kanadından “sabotaj” vurgusu
Yürüyüşteki söylemler, iktidar cephesinde “sabotaj” değerlendirmelerini tetikledi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in “kahraman güvenlik güçlerimizi ‘düşman’ diyerek hedef alanları lanetliyoruz” açıklamasının ardından, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum da “Terörsüz Türkiye’ye geçiş” ile “demokrasiyi güçlendirme” süreçlerinin birbirini dışlamadığına dikkat çekti. Uçum, terörün sona erdirilmesinin “hiçbir ön şarta bağlanamayacağını” belirterek süreci “istismar etmenin en büyük sabotaj olacağını” vurguladı.
Olayın arka planı: Saha anonsları ve tartışmalı sloganlar
Görgü tanıklarına göre gerginliğin tırmanmasında, megafondan yapılan ve kolluk kuvvetlerini “düşman” olarak niteleyen anonsların etkisi büyük oldu. Güvenlik kaynakları, slogan ve anonsların “terör propagandası” niteliğinde olduğunu değerlendirirken; eylem organizatörleri, müdahaleyi “orantısız” bulduklarını savundu. Ancak kullanılan dil, siyaset ve hukuk zemininde yeni bir tartışmanın kapısını araladı: İfade özgürlüğünün sınırları ile kamu düzeninin korunması gereği nerede kesişiyor?
Siyasi sonuçlar: “Terörsüz Türkiye” söyleminin test alanı
Son olay, bir süredir dillendirilen “Terörsüz Türkiye” vizyonunun iletişimi açısından kritik bir eşik olarak görülüyor. Hükümet, teröre ilişkin tedbirlerin azalacağı “geçiş” döneminin demokratik alanı baştan genişleteceğini savunurken; güvenlik bürokrasisi, radikal ve provoke edici dilin sahada “normalleşme”yi baltalayabileceği uyarısını yineliyor. Diyarbakır’daki yürüyüşte kullanılan “düşman” ifadesi, bu gerilimin somut bir yansıması olarak kayda geçti.
Hukuki süreç ve beklentiler
İçişleri’nin açıklamasından sonra emniyet birimlerinin yürüyüşteki anons ve sloganlara ilişkin delil toplama çalışması yaptığı öğrenildi. Olası soruşturmaların, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele mevzuatı çerçevesinde ifade özgürlüğü–kamu güvenliği dengesini yeniden gündeme taşıması bekleniyor. Siyasi aktörler ise Diyarbakır’daki vakayı “dilin tonunu düşürme” çağrısı ve “demokratik itiraz–terör propagandası ayrımı”nı netleştirme tartışması eşliğinde izliyor.
Asker Vurulunca Değil, Unutulunca Ölür!
www.sehitlerolmez.com













