PKK yasası’na neden karşıyım: Süreç demokrasi olmadan yürümez

“PKK yasası” tartışmasına yönelen eleştiriler, çözümün özel düzenlemelerde değil; AYM/AİHM kararlarına uyum, yargı bağımsızlığı ve temel hakların güvenceye alınmasında olduğuna işaret ediyor.

PKK yasası’na neden karşıyım:  Süreç demokrasi olmadan yürümez

‘PKK yasası’na neden karşıyım: “Süreç” demokrasi olmadan yürümez

ŞEHİTLER ÖLMEZ / ANKARA

Hukuk devleti olmadan “geçiş” olmaz

Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” başlıklı tartışmalarla birlikte gündemine giren ve kulislerde “PKK yasası” olarak anılan olası düzenleme, demokratik hukuk devleti ilkeleri açısından yoğun tartışma yaratıyor. Eleştirilerin merkezinde, Kürt meselesi dâhil birçok kronik başlığın kalıcı çözümünün ancak Anayasa’nın eksiksiz uygulanması, AYM ve AİHM kararlarına uyulması, ifade ve örgütlenme özgürlüklerinin güvenceye alınmasıyla mümkün olabileceği vurgusu var. Bu yaklaşım, “komisyon–pazarlık” eksenli bir sürecin yerine, yargı bağımsızlığını güçlendiren ve keyfî uygulamalara set çeken bir normalleşmenin toplumsal meşruiyeti daha yüksek taşıyacağını savunuyor.

“Süreç”, iktidar-muhalefet denklemine hapsoluyor

Eleştirilere göre, son bir yılda “süreç” başlığı altında yapılan görüşmeler, kamuoyunda somut ve güven verici bir sonuç doğurmadı. İktidarın, bölgesel ve iç siyasi planlamayla sınırlı bir alan açtığı; muhalefetin ise “kirli pazarlık” ithamına uğramamak için net bir demokrasi programı ortaya koymadığı ifade ediliyor. Bu tablo, “süreç”i geniş toplum kesimlerinin güvenini kazanmak yerine, dar siyasi hesapların gölgesine sokuyor. Sonuçta hukuki güvenceye dayanmayan her adım, hem iktidar hem muhalefet açısından sürdürülebilirlik sorunu yaratıyor.

“Sadece PKK’ye özel” yasa eşitlik duygusunu zedeler

Kulislerde tartışılan ikinci başlık, yalnızca PKK’ye uygulanacak “geçiş süreci” düzenlemesi. İtirazın özü, böyle bir adımın Anayasa’nın eşitlik ilkesini zedeleyeceği ve toplumda adalet duygusunu yaralayacağıdır. Zira “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten “örgüt propagandası”na, “cumhurbaşkanına hakaret”ten “hedef gösterme”ye kadar binlerce kişinin siyasî nitelikli soruşturma ve davalara muhatap olduğu bir zeminde, yalnızca tek bir dosya kümesine yönelik “fiilî af” algısı, eşitsizliğin büyüdüğü bir iklim üretir. Eleştiriler, eğer bir hukukî normalleşme olacaksa bunun kişi ve dosya ayrımı yapmadan, evrensel ilke ve standartlarla yapılması gerektiğini savunuyor.

Sokakta gerilim, masada güvensizlik: “İklim değişmiyor”

Diyarbakır’daki “Öcalan’a özgürlük” yürüyüşünde kolluğa “düşman” denmesi ve buna karşı sert siyasal tepkiler, üniversite kampüslerinde gözaltı görüntüleri ve basın üzerindeki baskı iddialarıyla yan yana geldiğinde, “süreç” söylemi ile sahadaki pratiklerin çatıştığı bir tablo ortaya çıkıyor. Bu çelişki, kamuoyunun önemli bir bölümünde “barış ve normalleşme” vaadine dair güvensizliği derinleştiriyor. Eleştirel bakış, “Demokrasi ve hukukta eşzamanlı bir standardizasyon sağlanmadan, masa başında kurulan her denge kısa sürede dağılır” uyarısı yapıyor.

Siyasete çağrı: Toplumsal rızayı hukukla inşa edin

Sonuç olarak eleştiriler, Türkiye’nin demokrasi krizini “özel yasa”larla aşmaya yönelen yaklaşımların kısa vadeli taktik değer taşısa da uzun vadede kutuplaşma ve eşitsizlik duygusunu artıracağını belirtiyor. Çerçeve öneri net: AYM ve AİHM kararlarının eksiksiz uygulanması, ifade–örgütlenme özgürlüklerinin güvence altına alınması, siyasî nitelikli davalarda evrensel standartlara dönüş ve yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi. Böyle bir zemin inşa edildiğinde, “süreç” başlığındaki her adım kendiliğinden daha meşru, daha kalıcı ve daha geniş bir toplumsal rıza ile ilerleyebilir.



Asker Vurulunca Değil, Unutulunca Ölür!
www.sehitlerolmez.com

Kaynak: Barış Terkoğlu / Cumhuriyet