ABD’nin Yeni Stratejisi: Türk Kökenli Başkan mı?

Değişen küresel dengeler ve Türkiye’nin İslam dünyasındaki ağırlığı, Batı’nın Türk ve Müslüman kökenli siyasetçileri daha çok kullanacağı bir döneme işaret ediyor.

ABD’nin Yeni Stratejisi: Türk Kökenli Başkan mı?

YUSUF İNAN YAZDI...

ABD Başkanı Türkiye kökenli mi olacak?

ABD Başkanı Donald Trump, New York belediye başkanlığını Müslüman ve Demokrat aday Zohran Mamdani’nin kazanmasına tepki gösterip “Dün gece New York’ta egemenliğimizin bir kısmını kaybettik ama bununla ilgileneceğiz.” dedi. Bu çıkış, ABD’nin içeride kimlik, dışarıda ise nüfuz mücadelesi yürüttüğü bir dönemde geldi. Küresel dengelerin hızla değiştiği bu ortamda, önümüzdeki yıllarda ABD’nin Türkiye kökenli bir siyasetçiyi en üst makamlara kadar çıkarma ihtimali sanıldığı kadar uzak olmayabilir.

ABD uzun süredir Ortadoğu’yu kontrol altında tutmak, İslam dünyasında etkinlik kurmak istiyor. Ancak “Milyarlarca dolar harcıyoruz, hâlâ tam egemenlik sağlayamıyoruz.” yakınmaları, bu çabanın istenen sonucu vermediğini gösteriyor. Bu noktada şu gerçek öne çıkıyor: ABD küresel hâkimiyetini sürdürmek istiyorsa Türklerin desteğini göz ardı edemez. Zayıf bir Türkiye, ABD’nin zayıflayan küresel pozisyonunu daha da kırılgan hale getiriyor; güçlü ve merkeze yakın duran bir Türkiye ise denklemi tersine çevirebiliyor.

Boris Johnson, Sergey Şoygu ve Rüstem Umerov

Bu eğilim sadece ABD’de değil, başka büyük aktörlerde de görülüyor. İngiltere’de Boris Johnson örneği, Rusya’da Putin’in Türk kökenli Sergey Şoygu’ya verdiği kritik görev, Ukrayna’da Zelenskiy’nin Kırım Tatar Türkü Rüstem Umerov’u savunma bakanı yapması, Japonya’da Uygur kökenli Arfiya Eri’nin yeniden dışişleri bakan yardımcılığına atanması… Bunların hepsi, Türk ya da Türk/Müslüman kimliğinin jeopolitik denklemde “bağlayıcı unsur” olarak değerlendirildiğini gösteriyor. Muhtemeldir ki Çin de bir süre sonra Uygur kökenli isimleri daha görünür pozisyonlara çekerek benzer bir denge arayışına girecektir.

Türkiye bu tabloda ayrı bir yerde duruyor. Batı’nın Ankara’yı zaman zaman sert biçimde eleştirmesine rağmen Türkiye’den kopamamasının nedeni de bu. Türkiye olmadan ne Ortadoğu, ne Doğu Akdeniz, ne Kafkasya, ne de Afrika’ya uzanan bir strateji kurulabiliyor. Tarihsel arka plan da bunu destekliyor: Osmanlı mirası, hilafetin tarihsel merkezi ve bugün de İslam dünyasının doğal odağı olması, Türkiye’yi Müslüman toplumlar nezdinde hâlâ “merkez ülke” konumunda tutuyor.

Batı başkentleri de bunun farkında. Türkiye’nin ve Türklerin, Türk ve İslam coğrafyasında sözünün geçtiğini biliyorlar. İran’ı sınırlayacak, Rusya’nın Orta Asya’daki etkisini azaltacak, Kafkasya’da dengeyi kuracak aktörün de büyük ölçüde Türk dünyası ve Türkiye olduğu görülüyor. Nitekim Rusya’nın Ukrayna savaşında istediği sonucu alamaması, dördüncü yıla yaklaşılmasına rağmen güç ve itibar kaybetmesi, Türkistan’da Türkiye eksenli açılımları hızlandırdı. Türk dünyasının NATO ve Batı ile daha yakın hatlara taşınmasında da bu zayıflama etkili oldu.

Bir başka dikkat çekici nokta da Avrupa’daki yükseliş. Almanya ve Hollanda başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde Türkiye kökenli siyasetçi sayısı artıyor. Güvenlik ve istihbarat gibi kritik alanlarda bile Türkiye kökenli isimler görev alabiliyor. Bu, “entegrasyonun” ötesinde, “bu kökenli siyasetçiler üzerinden o coğrafyalara bağlanma” stratejisinin de bir parçası olarak okunabilir.

Bütün bu örnekler bir araya getirildiğinde şu tablo beliriyor: Önümüzdeki dönemde Türkiye kökenli, Türk veya Müslüman kimliği güçlü siyasetçileri Batı’nın en üst kademelerinde daha sık göreceğiz. Bu, Batı’nın dünya hâkimiyetini kaba güçle değil, yerel meşruiyet üretme kapasitesi yüksek kadrolar üzerinden sürdürme arayışının da bir yansıması olacak. Böylece hem barış ve demokrasi söylemi korunacak hem de Müslüman dünyaya yönelik mesaj daha inandırıcı hale gelecek.

İslami kaynaklarda “İslam’ın Batı’dan yeniden yükseleceğine” dair yorumlanan rivayetler, Bediüzzaman’ın bu rivayetlerden hareketle yaptığı açıklamalar ve bazı Kur’an ayetlerine getirilen ebced yorumları, kimi çevrelerin bu jeopolitik gidişatı dinî bir çerçeveye de oturtmasına yol açıyor. Elbette bunlar inanç ve yorum alanına giriyor; fakat sahadaki siyasi gerçeklik şunu gösteriyor: Batı, kendi küresel konumunu korumak için Türk ve Müslüman kadrolarla çalışmaktan artık çekinmiyor, tam tersine bunları kaldıraç olarak kullanıyor.

Sonuç olarak: ABD ve Avrupa, dünyaya hükmetme iddiasını bundan sonraki aşamada Türk ve Müslüman kimliği taşıyan, bölgeyi okuyan, sahada karşılığı olan isimler üzerinden sürdürmeye daha açık hale geliyor. Bu yüzden “Türkiye kökenli bir Amerikan başkanı” ihtimali bugün bir fantezi değil, uzun vadeli bir jeopolitik hesabın muhtemel sonucu olarak da okunabilir.

YUSUF İNAN / YURTTA SULH CİHANDA SULH

Twitter : @Yusufinan2023
Instagram : yusufinan2023
Instagram : fondinan2016
Email : gundem@sehitlerolmez.com

Web: www.sehitlerolmez.com