FETÖ soruşturmalarında çelişkili kararlar yargıyı zorluyor

FETÖ soruşturmalarında benzer dosyalara verilen farklı yargı kararları, şirket müsadereleri ve İzmir Adliyesi merkezli iddialarla yeniden tartışma konusu oldu.

FETÖ soruşturmalarında çelişkili kararlar yargıyı zorluyor

Yusuf İnan
Gazeteci |Siyasi & Stratejik Analist 

FETÖ’CÜ ŞİRKET KARARLARI, İZMİR ADLİYESİ VE BİZE SÖYLENMEYEN GERÇEKLER

Türkiye, 15 Temmuz 2016’daki hain darbe girişiminin üzerinden dokuz yıl geçmesine rağmen hâlâ aynı sorunun etrafında dönüp duruyor:
Gerçek FETÖ kim, kim değil?
Ve daha önemlisi:
FETÖ ile mücadele gerçekten kimin işine yaradı?

Sabah Gazetesi yazarı Dilek Güngör’ün 21 Ocak 2026 tarihli “FETÖ’cü şirket kararlarında yorum farkı olmaz!” başlıklı köşe yazısı, işte tam bu noktada son derece kritik bir kapıyı araladı. Güngör’ün yazısı, yüzeyde şirket müsadereleri ve yargı içtihatlarındaki çelişkileri anlatıyor gibi görünse de, satır aralarında Türkiye’nin FETÖ ile mücadelesindeki en büyük yapısal kırılmayı işaret ediyor:
Aynı dosya, aynı örgüt, aynı suç; ama bambaşka kararlar…

Bu tabloyu yalnızca “hukuki yorum farkı” diye açıklamak mümkün mü?
Yoksa burada hâlâ konuşulmayan, konuşulmak istenmeyen çok daha derin bir mesele mi var?


HİZMET DİYE BAŞLAYAN HİKÂYE, TERÖR BATAKLIĞINDA NASIL BİTTİ?

15 Temmuz’dan önce bu ülkede milyonlarca insan, Fethullah Gülen yapılanmasını “terör örgütü” olarak görmüyordu. Aksine; yurt dışında Türk bayrağını dalgalandıran okullar, Türkçe olimpiyatları, ücretsiz çalışan öğretmenler, gönüllüler, hayır faaliyetleri vardı.

Bu insanlar ne devleti ele geçirmekten, ne darbeden, ne de silahlı mücadeleden bahsediyordu.
“Bizim silahla işimiz olmaz” diyorlardı.
Ve samimiyetle inanıyorlardı.

Ama 15 Temmuz gecesi, bu yapı Türkiye’yi bir terör bataklığının içine çekti.
O gece sokakta canını ortaya koyan millet, bir yandan da şunu gördü:

FETÖ’nün yöneticileri yoktu. Kaçmışlardı.
Yıllar öncesinden…

Paralar gitmişti. Kadrolar gitmişti.
Geriye kim kalmıştı?
Taban.
Yani kandırılan, kullanılan, ortada bırakılan insanlar…


BYLOCK: MİLYONLARCA İNSANA KURULAN TUZAK MI?

Bugün hâlâ konuşmaktan kaçınılan en kritik meselelerden biri ByLock’tur.
İddialar çok ağırdır:

FETÖ, ByLock sunucusunu kendi istediği gibi doldurdu.
Kimin adı girecek, kimin girmeyecek, kim “örgüt üyesi” sayılacak, kim sayılmayacak…
Sonra bu sunucuyu olduğu gibi devlete teslim etti.

Peki soralım:
Gerçekten güçlü, gizli, profesyonel bir terör örgütü, en kritik haberleşme aracını neden silmez?
Neden teslim eder?

Cevap basit olabilir:
Çünkü amaç, sadece kendini kurtarmak değil; devlet ile millet arasına nifak sokmaktı.

Ve bu başarıldı.

Milyonlarca insan “terörist” suçlamasıyla karşı karşıya bırakıldı.
AK Parti hükümeti, Cumhurbaşkanı Erdoğan, farkında olarak ya da olmayarak bu kitlenin karşısına konumlandırıldı.
FETÖ ise yurt dışında, kaçırdığı paralarla hayatına devam etti.


DİLEK GÜNGÖR’ÜN YAZISI NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?

Gelelim Dilek Güngör’ün yazısına…

Güngör, FETÖ iltisaklı olduğu mahkeme kararlarıyla sabit şirketlerde bile farklı kararlar verildiğini anlatıyor.
Uğur Şirketler Grubu, Kavuklar-Küçükbay Grubu, Park Elektrik, Ciner Grubu…

Aynı örgüt.
Aynı suçlama.
Ama bir yerde müsadere var, başka yerde yok.
Bir yerde yönetim kayyumu, başka yerde denetim kayyumu.
Bir şirket gidiyor, geri geliyor.

Ve en çarpıcısı:
Aynı Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Koza İpek ve Naksan’da müsadere kararı verirken, benzer nitelikteki dosyalarda neden farklı davranıyor?

Bu artık basit bir hukuk tartışması değil.
Bu, yargıya güven meselesidir.


İZMİR ADLİYESİ: HER ŞEY NEDEN BURADA DÜĞÜMLENİYOR?

İzmir…
FETÖ davalarının en “spesifik”, en tartışmalı olduğu yer.

Gizli tanık H.U.S’nin İzmir 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde söyledikleri, hafife alınacak şeyler değildir.
“İzmir Adliyesi’nin tamamı FETÖ’cü” demek ağır bir iddiadır.
Ama daha ağır olan, bu iddiaların yıllardır net biçimde soruşturulmamasıdır.

750 kişilik listeler…
Otel lobilerinde yapılan toplantılar…
Savcılar, emniyet müdürleri, siyasetçiler…

Ve en dikkat çekeni:
“Bu listeyi ben hazırlamadım, bana imzalattılar” iddiası.

Eğer bu iddialar doğruysa, bu bir yargı skandalıdır.
Eğer yanlışsa, neden bugüne kadar kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama yapılmadı?


OKAN BATO: KAHRAMAN MI, KULLANILAN BİR FİGÜR MÜ?

Okan Bato meselesi, bu hikâyenin en çelişkili başlığıdır.

Bir tarafta Uğur Dündar’ın yazılarında çizilen “FETÖ darbesini önleyen savcı” portresi…
Diğer tarafta FETÖ Borsası davasından ceza alan, cezası kesinleşen mal varlığına el konulan savcı...

FETÖ Borsası iddiaları, gizli tanık anlatımları, liste hazırlama suçlamaları…

Burada hemen hüküm vermek doğru değildir.
Ama şu soruyu sormak zorundayız:

Bir savcı, aynı anda hem FETÖ’nün hedefi hem de FETÖ’nün işine yarayan süreçlerin merkezinde olabilir mi?

FETÖ’nün çalışma sistemini bilenler bilir:
Kullanır.
Alet eder.
Sonra da ortada bırakır.

Belki de asıl soru şudur:
Okan Bato suçlu mu, yoksa çok daha büyük bir oyunun piyonlarından biri mi?


FETÖ BORSASI: ADALETİN PAZARA DÜŞTÜĞÜ NOKTA

“FETÖ Borsası” iddiaları, bu ülkenin hukuk tarihine kara bir leke olarak geçme potansiyeline sahiptir.

Parayla dosya kapatıldığı, parayla isimlerin listeden çıkarıldığı, parayla insanların cezaevinden kurtulduğu iddiaları…
Buna karşılık, parası olmayanların, savunmasız insanların içeri atıldığı bir sistem…

Eğer bu doğruysa, bu sadece FETÖ’nün değil; devletin içine sızmış bir çürümenin göstergesidir.


SON SÖZ: ASIL TEHLİKE NEDİR?

Bugün gelinen noktada şunu açıkça söylemek gerekiyor:

FETÖ’nün en büyük başarısı,
AK Parti’yi kendi tabanı ile,
devleti kendi milleti ile karşı karşıya getirmek olmuştur.

Dilek Güngör’ün yazısı bu yüzden önemlidir.
Çünkü “aynı dosyada aynı karar” demek, sadece hukuki bir talep değil;
toplumsal barışın da şartıdır.

Artık şu sorular cevapsız bırakılamaz:

  • Yargıdaki bu çelişkiler neden giderilmiyor?

  • İzmir Adliyesi neden bu kadar çok iddianın merkezinde?

  • Gerçek FETÖ yöneticileri neden görünmezken, bazı isimler manşetlerden inmiyor?

  • ByLock meselesi neden hâlâ tam anlamıyla aydınlatılmadı?

Türkiye, FETÖ ile mücadelede yeni bir evreye geçmek zorunda.
Bu evrenin adı intikam değil, adalet olmalıdır.
Aksi halde kaybeden sadece siyasi iktidar değil; devletin kendisi ve milletin vicdanı olacaktır.

Yusuf İnan

www.sehitlerolmez.com

Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.