Gazetecilik, Adalet ve İsmail Saymaz Üzerinden Türkiye’nin Gerçekleri

Türkiye’de gazetecilik ve adalet sistemi üzerine kapsamlı bir analiz. Gazeteciler adaleti gerçekten savunuyor mu, yoksa sadece kendilerine mi sahip çıkıyorlar? Hukuksuz yurt dışı çıkış yasakları, adli kontrol kararları ve Türkiye’de basın özgürlüğünün çarpıklıkları.

Gazetecilik, Adalet ve İsmail Saymaz Üzerinden Türkiye’nin Gerçekleri

YUSUF İNAN YAZDI...

Gazetecilik, Adalet ve İsmail Saymaz Üzerinden Türkiye’nin Gerçekleri

Gazetecilik, hakikati söylemek, adaletsizliğe karşı ses yükseltmek ve toplumun vicdanını temsil etmek anlamına gelir. Ancak Türkiye’de gazeteciliğin anlamı yıllardır tartışmalı hale gelmiş durumda. Bir olay sadece belirli bir gruba dokunduğunda, ancak o zaman tepki göstermek ne gazetecilik etiğine ne de insani vicdana sığar. Son günlerde gazeteci İsmail Saymaz’ın pasaportuna el konulması ve yurt dışına çıkış yasağı getirilmesi, meslektaşlarının yoğun tepkisini çekti. Ama sorulması gereken soru şu: Gazetecilik mesleği gerçekten herkes için adalet aramak mı, yoksa sadece kendi mağduriyetini dillendirmek mi?

Çifte Standartlar ve Sessiz Kalmalar

Türkiye’de gazetecilerin büyük çoğunluğu, yalnızca kendilerine dokunan hukuksuzluklarda seslerini yükseltir hale geldi. Oysa gerçek bir gazeteci, sadece kendisi için değil, başkaları için de mücadele eder. Yıllardır Türkiye’de birçok gazeteci ve aktivist hukuksuz şekilde yurt dışına çıkamıyor, hukuka aykırı kararlarla hakları gasp ediliyor. Ancak İsmail Saymaz gibi isimler, bu konulara ya hiç değinmiyor ya da mağdur olan kişiler kendi çevrelerinden değilse duymazdan geliyorlar.

Bunun en somut örneklerinden biri, 7 yıldır yurt dışına çıkışı yasaklanan gazeteci Yusuf İnan’dır. Ukrayna’da evi, ailesi ve işi olan, hatta Ukrayna’dan kalıcı oturum izni bulunan Yusuf İnan, hukuka aykırı bir şekilde Türkiye’de tutuluyor. Üstelik Ukrayna’da üç yıldır devam eden savaş sırasında, çocukları savaşın ortasında ölüm kalım mücadelesi verirken ne bir gazeteci ne de bir insan hakları örgütü sesini yükseltti. Ama konu İsmail Saymaz olduğunda, aniden bir “adalet” ve “ifade özgürlüğü” söylemi başlatılıyor.

FOTO: Elif ve Ayşe İnan Ukrayna - 2025 Sığınakta - Elif ve Ayşe babasız 9 yaşına girdi. Elif ve Ayşe 7 yıldır babasının eve dönmesini bekliyor...

Türkiye’de Gazeteciliğin Gerçek Yüzü

Türkiye’de gazeteciyim diye ortalıkta dolaşan birçok isim, gerçekte sadece belirli bir ideolojinin veya grubun sözcüsü gibi hareket ediyor. Bir hukuk ihlali, mağdur edilen kişi kendi siyasi çizgisine uygunsa hemen sahipleniliyor, değilse görmezden geliniyor. Peki, böyle bir gazetecilik anlayışı topluma gerçekten bir şey kazandırabilir mi?

Gazetecinin asıl görevi, her türlü yanlış karşısında cesurca durmak, iktidar veya muhalefet fark etmeksizin adaleti savunmaktır. Ancak Türkiye’deki gazetecilerin büyük kısmı, sadece kendi başlarına gelenlere tepki verirken, başkalarının mağduriyetini görmezden geliyor. İşte bu yüzden, Türkiye’de gazetecilik mesleği halkın gözünde güven kaybetmiş durumda.

Adalet Bakanlığı ve Çözülemeyen Hukuksuzluklar

Adalet Bakanlığı’nın yıllardır süregelen hukuksuzluklara göz yumması, gazetecilerin ve birçok kişinin mağduriyetini artırıyor. Yusuf İnan gibi isimlerin yedi yıldır adli kontrol bahanesiyle yurtdışına çıkışları engellenirken, hukuk sisteminin işleyişinde ciddi sorunlar olduğu açıkça görülüyor. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un ve önceki bakan Abdülhamit Gül’ün bu konuda hiçbir adım atmaması, hatta Ukrayna’dan gelen resmi belgeleri iki yıl boyunca geciktirerek teslim etmeleri, bu ülkede hukukun nasıl işlediğini göstermektedir.

Üstelik, İzmir Adliyesi’nde yaşanan ve FETÖ lehine verilen kararlar, hukukun sadece belirli gruplara hizmet ettiğini gözler önüne seriyor. Türkiye’de bir mahkeme, bir kişinin hayatını yedi yıl boyunca kısıtlayabiliyor, onun ailesini parçalayabiliyor, çocuklarını babasız bırakabiliyor ve tüm bunlar normalleşiyor. İşte asıl adaletsizlik budur.

Türkiye’de Hukuksuzluk Artarken Sessizlik Çöküyor

Türkiye’de hukuk sisteminin adalet dağıtmak yerine belirli kesimlere hizmet ettiği gerçeği artık inkâr edilemez bir noktaya geldi. FETÖ'ye  milyon dolarlık rantlar yargı eliyle aktarılırken, haklarını arayan kişiler yıllarca mahkemelerde süründürülüyor. Yargı kararları artık kişiye ve konjonktüre göre değişirken, siyasetçiler ve milletvekilleri bu duruma sessiz kalıyor.

Türkiye’de adalet sisteminin düzelmesi için atılması gereken adımlar çok açık:

  • Yargıda bağımsızlık sağlanmalı ve siyasi müdahaleler sona ermeli.

  • Adli kontrol kararlarının süresi sınırlanmalı ve hukuka aykırı yurt dışına çıkış yasakları kaldırılmalı. (Yasa var, uygulayan yok. 4. Yargı Paketi boşuna çıkarıldı.)

  • Basın özgürlüğü herkes için olmalı; belli kesimlerin ayrıcalıklı olduğu bir sistem kabul edilemez.

  • İfade özgürlüğü savunulurken, ideolojik değil, gerçekten tarafsız bir gazetecilik anlayışı benimsenmeli.

Sonuç: Gazeteciler Önce Kendilerine Bakmalı

İsmail Saymaz’ın pasaportuna el konulması ve yurt dışına çıkışının yasaklanması, gazetecilik mesleğinin içinde bulunduğu çarpıklığı bir kez daha ortaya koymuştur. Eğer Türkiye’de gerçekten bağımsız ve adil bir gazetecilik olsaydı, Yusuf İnan gibi isimlerin yaşadığı hukuksuzluklar yıllardır gündemde olurdu. Ama olmadı. Çünkü Türkiye’de gazetecilik, sadece belirli grupların çıkarlarını korumak anlamına geliyor.

Bu ülkede siyasetçi siyasetçi değil, gazeteci gazeteci değil, milletvekili halkın vekili değil. Hukuk, sadece belli kesimler için var ve adalet sistemi, adalet dağıtmaktan çok uzak bir noktada.

Eğer bir gün Türkiye’de gerçek bir adalet ve basın özgürlüğü sağlanacaksa, bu ancak herkesin mağduriyetine eşit şekilde duyarlı olunmasıyla mümkün olabilir. Aksi takdirde, bugün İsmail Saymaz’a yapılan yarın başkasına yapılır, herkes mağdur olur ama kimse sesini çıkaramaz.

YUSUF İNAN / YURTTA SULH CİHANDA SULH

Twitter : @Yusufinan2023
Instagram : yusufinan2023
Instagram : fondinan2016
Email : gundem@sehitlerolmez.com

Web: www.sehitlerolmez.com