Hainlerin Ortak Özelliği: İlk Fırsatta Türk Bayrağını İndirmek!

Kıbrıs’tan Yunanistan’a, Avrupa Parlamentosu’ndan Ukrayna’ya uzanan Türk bayrağına yönelik saldırılar ve bu saldırılar karşısındaki sessizlik. Tarihsel örnekler, siyasi çifte standartlar ve kurumsal sorumluluklar üzerinden kapsamlı bir köşe yazısı analizi.

Hainlerin Ortak Özelliği: İlk Fırsatta Türk Bayrağını İndirmek!

  • Yusuf İnan
  • Gazeteci |Siyasi & Stratejik Analist 

İlk Fırsatta Türk Bayrağını İndirmek!

Türk bayrağına yönelik saldırılar, tekil ve anlık öfke patlamaları değildir. Bu eylemler, çoğu zaman bilinçli, sembolik ve mesaj yüklü provokasyonlardır. Bayrak; bir devletin egemenliğini, bir milletin tarihini, bedel ödeyerek kazanılmış bağımsızlığını temsil eder. Dolayısıyla bayrağa yönelen her saldırı, doğrudan devlete ve millete yönelmiş sayılır. Son otuz yılın olaylarına bakıldığında, Türk bayrağına saldırının “ilk fırsatta yapılan” bir refleks hâline geldiği açıkça görülmektedir.

Bu refleksin en çarpıcı örneklerinden biri, Ağustos 1996’da KKTC sınırında yaşanan Solomon Solomu olayıdır. Rum eylemci Solomon Solomu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarına izinsiz girerek Türk bayrağını indirmek amacıyla direkte tırmanmış, tüm uyarılara rağmen eylemini sürdürmüş ve güvenlik güçleri tarafından etkisiz hâle getirilmiştir. Olay saniye saniye kameralarca kaydedilmiş, buna rağmen uluslararası kamuoyu meseleyi “bayrak indirme girişimi”nden ziyade “sivile müdahale” başlığıyla ele almıştır. Asıl soru ise hiç sorulmamıştır: Bir devletin sınırında, o devlete ait bayrağı indirmeye çalışmak neyin eylemidir?

Solomos Solomou, Türk bayrağını indirmek için direğe tırmanmaya kalkıştığı o anlar...

Bu olaydan yalnızca haftalar sonra, 8 Eylül 1996’da, Rum tarafından açılan ateş sonucu Piyade Er Allahverdi Kılıç 14 kurşunla şehit edilmiştir. Ne Rum Yönetimi özür dilemiş ne de uluslararası kurumlar bu saldırıyı açık bir şekilde kınamıştır. Bu sessizlik, bayrağa yönelik saldırıların “meşru protesto” gibi sunulmasının ilk örneklerinden biridir.

Aradan yıllar geçmiştir; yöntemler değişmiş, mekânlar farklılaşmış ama refleks aynı kalmıştır.

Avrupa Parlamentosu’nda Bayrak Yırtmak

29 Ocak 2020’de Yunan milletvekili Ioannis Lagos, Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda konuşma yaparken Türk bayrağını yırtmıştır. Bu, modern Avrupa siyasetinde ender görülen bir skandaldır. Bir başka ülkenin bayrağını yırtmak, diplomatik teamüllere göre açık bir hakarettir. Buna rağmen verilen ceza, 7 günlük ödenek kesintisi ve 4 gün genel kuruldan men ile sınırlı kalmıştır.

Daha da dikkat çekici olan, Yunanistan devletinin bu eylem karşısındaki tutumudur. Atina yönetimi, net bir özür dilememiş; aksine “ifade özgürlüğü” gibi muğlak kavramların arkasına saklanmıştır. Oysa aynı Avrupa Parlamentosu’nda başka bir ülkenin bayrağına yönelik benzer bir eylem yapılsaydı, yaptırımın çok daha ağır olacağı açıktır. Bu durum, Türk bayrağı söz konusu olduğunda devreye giren çifte standardın açık göstergesidir.

Sokakta Yakılan Bayrak, Devlette Sessizlik

2018 yılında Atina’da düzenlenen aşırı sağcı gösterilerde Türk bayrağı yakılmış, göstericiler Türk Büyükelçiliği’ne yürümüştür. Bu, yalnızca vandalizm değil, açık bir nefret suçudur. Buna rağmen Yunanistan devleti bu eylemleri güçlü bir dille kınamamış, olaylar münferit sayılmıştır. Oysa aynı eylemler Yunan bayrağına karşı yapılsaydı, Avrupa basınında “ırkçı saldırı” manşetleri atılacağı kesindir.

Yunanistan'da Türk bayrağının yakılma görüntüleri

Sınırda, Savaş Alanında, Karakolda

Bayrağa saldırı yalnızca diplomatik salonlarda ya da sokak gösterilerinde gerçekleşmemektedir. Nusaybin–Kamışlı sınır kapısında, PKK/SDG sempatizanı bir grubun Türk sınır karakoluna girerek Türk bayrağını indirmesi, bu provokasyonların terör örgütleri eliyle de sürdürüldüğünü göstermektedir. Türk askerinin soğukkanlı tutumu sayesinde olay büyümeden kontrol altına alınmıştır. Ancak dikkat çekici olan, bu saldırı sonrası bazı siyasi yapıların tek kelimeyle dahi bayrağa sahip çıkmamasıdır.

Bayrağımız” demekten imtina edenlerin, Türk milletinin Meclisi’nde bulunması, Türk milletinin vergileriyle maaş alması ve buna rağmen Türk Milleti'nin değerlerine mesafeli durması, aidiyet tartışmasını kaçınılmaz kılmaktadır.

Ukrayna’da Ahıska Çeteleri ve Kurumsal Sessizlik

Belki de en utanç verici olaylardan biri, Ukrayna’nın Nikolaev kentinde, Fond İnan binasında dalgalanan Türk bayrağı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Mustafa Kemal Atatürk portrelerinin hain Ahıska çeteleri tarafından sökülüp çöpe atılmasıdır. Üstelik bu eylem beş kez tekrarlanmıştır. Ukrayna istihbarat ve polis kayıtlarında belgeli olan bu olaylar karşısında beklenen tepki gelmemiştir.

Ukrayna'da hain Ahıska Çeteleri tarafından indirilen ve çöp konteynerine atılan Türk ve Ukrayna bayrakları indirilmeden önce...

*

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın beş kez indirilen portreleri indirilmeden önce...

Asıl sorgulanması gereken ise burada başlar: DATÜB (Dünya Ahıskalılar Birliği) yönetiminin takındığı tavır.

Türk Bayrakları ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün portreleri indirilirken sessiz kalan, hatta bu grupları savunan açıklamalar yapan, Ukrayna'da Türk bayrağını dalgalandıran gazeteciyi hedef alan açıklamalar yapan, hakaret eden DATÜB yönetimi bu davranışı ile neyi amaçlamaktadır?

Türk bayrağı indirildiğinde susan, ama Türkiye’de “bakanların kapısını tekmeyle açtık” gibi küstah ifadeleri yıllarca düzeltme gereği duymayan bir anlayış, kimi ve neyi temsil ediyor?

Bu konuda DATÜB yönetiminden ne özür gelmiştir, ne kınama, ne de “yanlış anlaşıldık” açıklaması…

Bu sessizlik, en az eylemin kendisi kadar ağırdır.

Hain Ahıska Çetelerini savunan açıklamalar yapan, bakanların kapısını tekmeyle açıyoruz diyenlere sessiz kalan DATÜB yönetimi ve temsilcileri Dışişleri Bakanlığı'nda ağırlanıyor...

Hain Ahıska Çetelerini savunan açıklamalar yapan, bakanların kapısını tekmeyle açıyoruz diyenlere sessiz kalan DATÜB yönetimi ve temsilcileri Dışişleri Bakanlığı'nda ağırlanıyor...

Kıbrıs’ta Engel, Yunanistan’da Küstahlık

Kıbrıs’ta bayrak indirme girişimine izin verilmemiş, saldırgan etkisiz hâle getirilmiştir. Rum Yönetimi özür dilememiştir. Yunanistan ise yalnızca özür dilememekle kalmamış, Ayasofya-i Kebir Camii’nin ibadete açılması sonrası Başbakan Miçotakis’in “zayıflık göstergesi” gibi küstah ifadeleriyle diplomatik sınırları zorlamıştır. Bu dil, bayrağa yönelik saldırıların arkasındaki zihniyetle birebir örtüşmektedir.

Sonuç: Bayrak Hedefse, Tesadüf Yoktur

Türk bayrağına yönelik saldırılar; Kıbrıs’ta, Yunanistan’da, Avrupa Parlamentosu’nda, Suriye sınırında, Ukrayna’da farklı aktörler eliyle ama aynı amaçla yapılmaktadır: Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin egemenlik sembolünü hedef almak.

Bu eylemler karşısında asıl mesele, saldırganlardan çok sessiz kalanlar, meşrulaştıranlar ve görmezden gelenlerdir. Bayrağa uzanan el kadar, o ele karşı susan dil de sorumludur.

Bugün sorulması gereken soru nettir:

Türk bayrağı indirildiğinde sessiz kalanlar, hangi değeri savunduklarını iddia edebilir?

Çünkü tarih göstermiştir ki;

Hainlerin ortak özelliği, ilk fırsatta Türk bayrağına saldırmaktır.

Yusuf İnan

www.sehitlerolmez.com

Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.