Hukuk Görünümlü Operasyon: Yargı, İktidar ile Halkın Arasını mı Açıyor?

AYM'nin son 'basın özgürlüğü' kararı samimi mi? Yüksek Mahkeme'nin çelişkili tutumu, AK Parti'ye kurulan yargısal tuzak ve hukuki belirsizliğin ekonomiye etkileri üzerine çarpıcı bir analiz.

Hukuk Görünümlü Operasyon: Yargı, İktidar ile Halkın Arasını mı Açıyor?

YUSUF İNAN YAZDI...

AYM’nin Hukuki İlüzyonu: Bir Karar, Bin Çelişki ve İktidara Kurulan Tuzak

Hukukta "belirlilik ilkesi", bir devletin meşruiyetinin omurgasıdır. Vatandaş, hangi eylemin suç olduğunu, hangisinin özgürlük alanına girdiğini önceden bilebilmelidir. Ancak Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) son dönemdeki pratiği, bu ilkeyi bir "hukuki rulet" masasına çevirmiş durumda.

Geçtiğimiz günlerde AYM Birinci Bölümü’nden, kağıt üzerinde "tarihi" olarak nitelendirilebilecek bir karar çıktı. Gazeteci Adnan Keskin’in başvurusu üzerine Yüksek Mahkeme; basın özgürlüğünün sadece zararsız ve kabul gören fikirleri değil; "kırıcı, şok edici ve rahatsız edici" ifadeleri de kapsadığını hükme bağladı. Kararın altında, geçmişte gazeteciler hakkında şikayetçi olan AYM üyesi İrfan Fidan’ın da imzasının bulunması, kararın ironik ağırlığını artırıyor.

Teorik olarak mükemmel bir metin. Mahkeme; "Bir ifadenin kaba olması, cezalandırılması için tek başına gerekçe olamaz" diyor. Kamu gücünü kullananların, sade vatandaşa göre eleştiriye daha fazla tahammül etmesi gerektiğini -ki bu evrensel bir hukuk normudur- hatırlatıyor.

Ancak bu karar, ne yazık ki bir seraptan ibarettir. Çünkü AYM’nin kararları artık Türk yargı sistemi içinde tutarlı bir "içtihat" değil, kişiye ve konjonktüre göre değişen "konsept" kararlar haline gelmiştir. Bu yüzden açıkça söylüyorum: AYM’nin bu kararı, pratikte hiçbir şey ifade etmiyor.

Hukuki Çelişki ve Kişiye Özel Adalet

Mantık biliminde "çelişmezlik ilkesi" vardır. Bir şey aynı anda hem kendisi hem de kendisinin zıddı olamaz. Ancak AYM pratiğinde bu ilke yerle yeksan olmuştur.

Bir yanda "şok edici ifadelere özgürlük" diyen Mahkeme, diğer yanda çok daha hafif eleştirileri veya resmi belgelerle kanıtlanmış olayları haberleştiren gazetecilerin cezalarını onaylıyor. Bu, hukuki bir çelişkidir.

Adalet terazisinin bir kefesinde bu "özgürlükçü" karar dururken, diğer kefesinde on yıllar önce yazılmış ve bugün yayında bile olmayan köşe yazıları üzerinden "terör suçlamasıyla" yargılanan gazetecilerin dramı duruyor. "Acil" koduyla yapılan, 5 emekli maaşı ödenerek gönderilen bireysel başvurular, 4 yıldır AYM’nin tozlu raflarında "incelemede" bekletiliyor.

AYM Başkanı’nın kürsülerde Allah korkusundan, kul hakkından bahsederken gözyaşı dökmesi; 8 yıldır yurt dışı çıkış yasağıyla ailesinden, çocuklarından koparılmış, adaletin tecelli etmesini bekleyen gazetecilerin gerçeğiyle örtüşmüyor. "İncelemeden reddettik" damgasıyla geri çevrilen dosyalar, o gözyaşlarının samimiyetini sorgulatıyor.

İktidara ve Erdoğan’a Kurulan "Yargısal Tuzak"

Mesele sadece hukuki değil, derinlemesine siyasidir. Türkiye’de yargı mekanizması, bilerek veya bilmeyerek, AK Parti iktidarı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile halkın arasını açacak bir "stratejik enstrümana" dönüşüyor.

Halkın adalet duygusunu zedeleyen her karar, faturanın siyasi iradeye kesilmesine neden olur. Adalet Bakanlığı ve HSK’nın bu hukuk ihlallerine, çifte standartlara sessiz kalması; aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik kumpaslara sessiz kalması demektir.

"Yaklaşık 8 yıldır süren hukuksuz yurt dışı çıkış yasağı nedeniyle bir ailenin bütünlüğünün bozulduğu ve çocukların ebeveynlerinden ayrı büyümek zorunda kaldığı somut bir gerçeklik ortadadır. Hal böyleyken, HSK’nın verdiği cevabın üstünde yer alan ‘Aile Yılı’ logosu, kurumun misyonu ile pratikteki eylemleri arasındaki derin çelişkiyi gözler önüne sermektedir. Hukuka aykırı kararlara imza atan yargı mensuplarını koruyan bu tutum, aynı zamanda siyasi iradeye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik yargı eliyle yürütülen yıpratma operasyonlarına zımni bir onay niteliği taşımaktadır."

*

2002’de yüzde 34 ile başlayan ve zamanla halkın yarısının desteğini arkasına alarak yüzde 50 eşiğini zorlayan o büyük yürüyüşün, bugün yüzde 30’un altına gerilemesi sadece bir tesadüf mü? 

Ekonomik Krizin "Adalet" Kökeni

Ekonomi, güven ikliminde yeşerir. Hukukun üstünlüğünün olmadığı, mahkeme kararlarının "kişiye özel" çıktığı, yargıçların bir gün "ak" dediğine ertesi gün "kara" diyebildiği bir ülkede, ne yerli ne de yabancı yatırımcı kendini güvende hisseder.

Türkiye bugün bir ekonomik cenderenin içindeyse, bunun en büyük sorumlusu faiz oranları veya döviz kurları değil; adalet terazisini düz tutmayı başaramayan Türk yargısıdır. Hukuksuzluk, maliyeti en yüksek kamu harcamasıdır.

Sonuç: Bir Karar Baharı Getirmez

AYM’nin Adnan Keskin kararı, gazeteciler arasında kısa süreli bir heyecan yaratsa da, büyük resimde bir "göz boyama"dan öteye gidememektedir. Hukuk ve yasalar herkes için eşit işlemedikçe, bir dosyada "Avrupalı" diğer dosyada "Otoriter" davranıldıkça, Türkiye’de adalet sadece bir "temenni" olarak kalacaktır.

Tüm bu sürecin vebali; dosyaları bekleten, hukuku eğip büken ve bu yolla ülkeyi hem siyasi hem de ekonomik bir istikrarsızlığa sürükleyen yargı bürokrasisinin boynundadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve siyasi iktidar, kendilerine "hukuk eliyle" kurulan bu tuzağı görmeli; yargıdaki bu keyfiliğin sadece mağdurları değil, bizzat devletin bekasını ve iktidarın meşruiyetini hedef aldığını fark etmelidir.

YUSUF İNAN / YURTTA SULH CİHANDA SULH

Twitter : @Yusufinan2023
Instagram : yusufinan2023
Instagram : fondinan2016
Email : gundem@sehitlerolmez.com

Web: www.sehitlerolmez.com