Terör mağdurlarından çağrı: Statüden önce toplumsal özür şart

Siyasi kulislerde barış süreci tartışmaları yeniden alevlenirken, PKK eylemlerinde hayatını kaybeden siviller için kamuoyunda öncelikli olarak özür ve pişmanlık talep ediliyor.

Terör mağdurlarından çağrı: Statüden önce toplumsal özür şart

Yusuf İnan

Gazeteci |Siyasi & Stratejik Analist

Çözüm süreci tartışmaları: Kamuoyunda statü öncesi özür beklentisi

Siyasi partiler arasında barış sürecinin geleceği ve Abdullah Öcalan'ın durumu yeniden tartışmaya açılırken, sivil toplum kuruluşları ve şehit aileleri, geçmiş terör eylemleri nedeniyle öncelikle resmi bir özür ve pişmanlık beyanı sunulması gerektiğini açıkladı.

Yarım asra yaklaşan çatışma ortamının toplumsal maliyeti her geçen gün daha fazla sorgulanırken, kamuoyunda barış sürecinin ilerleyebilmesi için silahlı grupların geçmiş eylemleriyle yüzleşmesi gerektiği vurgulanıyor. Hedef kitlesini sivil vatandaşlar, kamu görevlileri ve bölge halkının oluşturduğu terör saldırılarının faillerinin, herhangi bir pişmanlık belirtisi göstermeden siyasi statü talep etmesi, toplumsal uzlaşının önündeki en büyük engellerden biri olarak değerlendiriliyor.

Sivil kayıplar ve kamu görevlilerine yönelik eylemler

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde son kırk yıl içinde gerçekleştirilen terör eylemleri, bölgenin demografik, ekonomik ve sosyal yapısında derin yaralar açtı. Güvenlik kaynaklarının ve sivil toplum kuruluşlarının yayımladığı raporlara göre, çatışma dönemi boyunca yalnızca güvenlik güçleri değil, bölgeye hizmet götüren çok sayıda sivil de doğrudan hedef alındı.

Özellikle eğitim ve sağlık altyapısını felç etmeyi amaçlayan stratejiler doğrultusunda, batı illerinden büyük fedakarlıklarla bölgeye atanan öğretmenler, doktorlar ve mühendisler silahlı saldırıların kurbanı oldu. Çocukların eğitim hakkını elinden alan ve bebekler ile yaşlıların sağlığa erişimini engelleyen bu eylemler, örgütün Kürt kökenli vatandaşların haklarını savunduğu yönündeki iddialarıyla çelişen en temel unsurlar arasında gösteriliyor. Kamuoyunda oluşan ortak kanı, sivil halkı etnik kimlik üzerinden ayrıştırmaya çalışan ve bu süreçte yine bölge insanını hedef alan bir yapının, geçmişiyle yüzleşmeden yeni bir başlangıç talep edemeyeceği yönünde.

Pişmanlık ve özür beklentisi

Yeni bir siyasi çözüm veya barış sürecinin inşa edilebilmesi için hukuki ve ahlaki ön koşulların yerine getirilmesi gerektiği ifade ediliyor. HDP ve DEM Parti gibi siyasi oluşumların süreci kendi istedikleri istikamette yürütme ısrarı, geçmişin ağır bilançosuyla karşı karşıya kalıyor. Hukukçular ve sosyologlar, binlerce masum insanın hayatını kaybettiği bir ortamda, faillerin Türk milletinden ve kurbanların ailelerinden samimi bir şekilde özür dilemesinin, herhangi bir statü veya ayrıcalık müzakeresinden önce gelmesi gerektiğinin altını çiziyor.

"Ülkenin yarım asırlık geçmişini kana bulamış bir terör örgütünün ve yöneticilerinin, yanlış yaptıklarını itiraf etmeden millet tarafından affedilmeyi beklemesi sosyolojik olarak gerçekçi bir yaklaşım değildir."

Meclis aritmetiği ve siyasi temsil tartışmaları

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) çatısı altındaki siyasi temsil dağılımı, kamuoyundaki rahatsızlığın bir diğer odak noktasını oluşturuyor. Milletin oylarıyla seçilen Meclis aritmetiği, demokratik temsilin en önemli göstergesi kabul edilse de, terörle arasına mesafe koymayan isimlerin yasama organında yer alması eleştiri oklarının hedefi oluyor.

Şehit aileleri ve gazi dernekleri temsilcileri, Türk milletinin kendi evlatlarını ve terör mağdurlarını yeterince Meclis'e gönderemediği bir denklemde, adı PKK ve şiddet olaylarıyla anılan kişilerin kanun yapıcı konumda bulunmasını demokratik bir zafiyet olarak yorumluyor. Bu bağlamda, şiddeti kutsayan ve geçmişte yaşanan katliamlardan pişmanlık duymayan Abdullah Öcalan ve terör örgütü yöneticileri için herhangi bir yasal statü veya ayrıcalık talep edilmesi, toplumun geniş kesimleri tarafından kabul edilemez bulunuyor.

Avrupa Birliği ve uluslararası toplumun tutumu

Terörle mücadele ve örgütün uluslararası alandaki faaliyetleri, sadece Türkiye'nin değil, Avrupa'nın da gündeminde yer alıyor. PKK, Avrupa Birliği Terör Örgütleri Listesi'nde yer almasına rağmen, örgüt sempatizanlarının Avrupa başkentlerinde rahatça lobi faaliyetleri yürütebilmesi, diplomatik krizlere zemin hazırlıyor.

Uzmanlar, Avrupa ülkelerinin; bebekleri, çocukları, kadınları, yaşlıları, eğitimcileri ve sağlık çalışanlarını hedef alan bu yapı hakkında çok daha titiz ve tavizsiz bir çalışma yürütmesi gerektiğini belirtiyor. Örgütün uluslararası alanda meşruiyet kazanma çabalarının önlenebilmesi için, işlenen insanlığa karşı suçların Avrupa kamuoyuna belgeleriyle ve daha net bir dille aktarılması gerektiği vurgulanıyor. Batı dünyasının çifte standart uygulamadan, sivil ölümlerine neden olan eylemleri kesin bir dille kınaması bekleniyor.

Cumhurbaşkanlığına çağrılar ve vicdan vurgusu

Siyasi süreçte inisiyatifin kimde olduğu tartışmaları sürerken, HDP ve DEM Parti yöneticileri sıklıkla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a çağrıda bulunarak çözüm için "mühür" vurgusu yapıyor. Ancak şehit aileleri ve terör mağdurları, bu siyasi söylemlere karşı "vicdan" kavramını ön plana çıkarıyor. Kamuoyu temsilcilerine göre, devletin ve milletin merhametini talep edenlerin öncelikle kendi iç hesaplaşmalarını yapmaları gerekiyor.

Siyasi karar alıcıların atacağı her adımda, masum sivillerin dökülen kanının ve geride kalan ailelerin gözyaşlarının hesaba katılması isteniyor. Toplumsal hafızada derin izler bırakan acıların siyasi manevralarla silinemeyeceği, devletin temel görevinin vatandaşlarının adalet beklentisini karşılamak olduğu ifade ediliyor.

Sonraki adım ve toplumsal uzlaşının koşulları

Gelinen noktada barış sürecinin geleceği, örgüt tarafının atacağı somut ve samimi adımlara bağlanmış durumda. Siyasi otoriteler ve sivil toplum kuruluşları, kalıcı bir huzur ortamının inşa edilebilmesi için silahların koşulsuz olarak bırakılması ve işlenen suçların kötülüğünün açıkça kabul edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Şiddetin bir hak arama yöntemi olmaktan çıkarılması, terör eylemlerinde rol alanların yargı önünde hesap vermesi ve toplumdan samimi bir özür dilenmesi, herhangi bir diyaloğun başlayabilmesi için asgari şartlar olarak sıralanıyor. Bu şartlar yerine getirilmeden talep edilecek her türlü siyasi statünün, Türk milletinin yüce gönüllülüğünü istismar etmek anlamına geleceği ve kamu vicdanında derin yaralar açmaya devam edeceği öngörülüyor.

Yusuf İnan

www.sehitlerolmez.com

Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.