Türkiye'nin Suriye Politikasında Eksen Kayması mı? Son Terörist Söyleminden Silah Bırakın Çağrısına

Türkiye'nin Suriye politikasındaki söylem değişikliği tartışma yarattı. Analistler, "son teröristi yok etme" söyleminden "silah bırakın" çağrısına geçilmesini eleştirerek, Ankara'nın 1998'deki Öcalan krizindeki kararlı duruşunu hatırlatıyor.

Türkiye'nin Suriye Politikasında Eksen Kayması mı?  Son Terörist Söyleminden  Silah Bırakın Çağrısına

Türkiye'nin Suriye Politikasında Eksen Kayması mı? "Son Terörist" Söyleminden "Silah Bırakın" Çağrısına

ŞEHİTLER ÖLMEZ / ANKARA

Ankara'nın Suriye'nin kuzeyine yönelik stratejisi ve "Terörsüz Türkiye" süreciyle birlikte terör örgütü PKK/YPG'ye (SDG) yönelik söyleminde yaşanan değişim, siyasi ve askeri kulislerde yeni bir tartışma başlattı. Geçmişte "son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar" mücadele vurgusu yapan hükümet yetkililerinin, bugünlerde örgüte "silah bırakma" çağrısı yapar bir konuma gelmesi, bir politika değişikliği olarak yorumlanıyor. Gazeteci Müyesser Yıldız'ın analizine göre, bu değişim, Türkiye'nin 1998'de Suriye'ye Abdullah Öcalan'ı sınır dışı ettiren kararlı duruşuyla tezat oluşturuyor ve "Ankara, yeni müttefiki Colani'den (Heysem El-Cevlani) neden Mazlum Kobani'yi Suriye'den çıkarmasını istemiyor?" sorusunu akıllara getiriyor.

Dışişleri ve Savunma Bakanlarından Farklı Tonlarda Mesajlar

Hükümet kanadından gelen çelişkili mesajlar, bu politika değişikliği tartışmalarını alevlendirdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriyeli mevkidaşıyla yaptığı görüşmede SDG'ye yönelik sert bir tavır sergileyerek, "Enayi değiliz" dedi ve Türkiye'nin güvenlik kaygıları giderilmezse "rahat durmayacakları" yönünde bir operasyon sinyali verdi. Ancak bu sert çıkıştan kısa bir süre sonra Şırnak'ta konuşan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, çok daha farklı bir ton kullandı. Güler, "terörün bitme noktasına geldiğini" ve örgütün "fesih kararı alarak silahlarını teslim etme aşamasına geldiğini" belirterek, PKK ve uzantılarına "koşulsuz ve en hızlı şekilde silahlarını teslim etmeleri" yönünde bir çağrıda bulundu. Bu "rica" tonundaki çağrı, Bakan Güler'in daha önceki "terörle mücadelemiz, son terörist de etkisiz hale getirilinceye kadar devam edecektir" şeklindeki kararlı ifadeleriyle büyük bir tezat oluşturdu.

ABD'nin Rolü ve "Federal Suriye" Sinyalleri

Türkiye'nin Suriye politikasındaki bu değişimin arkasında, ABD'nin bölgedeki rolü ve SDG'ye verdiği statünün yattığı belirtiliyor. Ankara'daki beklenti, ABD'nin SDG'ye verdiği desteği çekmesi yönünde olsa da, sahadaki gelişmeler bu beklentiyi doğrulamıyor. Nitekim ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi'nin yayımladığı son raporda, SDG için "Suriye’nin federal güvenlik güçleri" ifadesinin kullanılması, Washington'un bölgede özerk bir yapıyı desteklediği ve kalıcı hale getirmeyi planladığı şeklinde yorumlanıyor. Bu durum, SDG'nin neden "özerklik" talebinden vazgeçmediğini ve Ankara'nın operasyon tehditlerine rağmen pozisyonunu koruduğunu açıklıyor.

1998 Öcalan Krizi ve Günümüz Suriye'si Arasındaki Paralellik

Mevcut durum, analistler tarafından Türkiye'nin 1998 yılında Suriye ile yaşadığı Abdullah Öcalan kriziyle karşılaştırılıyor. 16 Eylül 1998'de, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş'in Hatay sınırına giderek Suriye'ye yönelik yaptığı sert uyarı, diplomatik bir krize neden olmuştu. Ancak Türkiye'nin bu kararlı ve askeri gücünü masaya koyan tavrı sonuç vermiş, Şam yönetimi birkaç hafta içinde teröristbaşı Öcalan'ı ülke topraklarından çıkarmak zorunda kalmıştı. Bu tarihi olay, Türkiye'nin kararlılık gösterdiğinde sonuç alabildiğinin bir örneği olarak hatırlatılıyor.

Analistlerin Sorusu: "Neden Colani'den Kobani'yi Çıkarması İstenmiyor?"

İşte bu tarihi arka plan ışığında, Müyesser Yıldız gibi analistler, bugünkü politika hakkında kritik bir soru soruyor. Suriye'de Esad rejimini devirerek yönetimi ele alan ve Ankara'nın müttefiki haline gelen Heysem El-Cevlani (Colani) ve güçleri, bölgenin yeni hakimi konumunda. Analistler, Türkiye'nin SDG lideri Mazlum Kobani'ye "silah bırak" ricasında bulunmak yerine, neden 1998'de olduğu gibi net bir tavır sergileyerek, müttefiki Cevlani'den Kobani ve diğer PKK'lıları Suriye'den çıkarmasını talep etmediğini sorguluyor. Bu soru, Türkiye'nin yeni Suriye denklemindeki gerçek gücü, hedefleri ve "Terörsüz Türkiye" sürecinin arka planındaki dinamikler hakkında derin şüpheler barındırıyor.


Asker Vurulunca Değil, Unutulunca Ölür!

www.sehitlerolmez.com