Terörün Sessiz Kurbanları: Öğretmen Cinayetleri Üzerinden PKK, Demokrasi ve Çözüm Süreci!

PKK’nın öğretmen cinayetleri ve terör saldırıları üzerinden barış, demokrasi ve çözüm süreci söylemleri analiz ediliyor. Şehit edilen öğretmenlerin insanlık dramı, PKK ve siyasi uzantısı DEM'in sorumluluğu bağlamında sorgulanıyor.

Terörün Sessiz Kurbanları: Öğretmen Cinayetleri Üzerinden PKK, Demokrasi ve Çözüm Süreci!

YUSUF İNAN YAZDI...

Terörün Sessiz Kurbanları: Öğretmen Cinayetleri Üzerinden PKK, Demokrasi ve Çözüm Süreci!

Türkiye’de yıllardır süregelen terör sorununun toplumsal, siyasi ve ahlaki yansımaları oldukça derindir. Bu sürecin en acımasız ve vicdanları en çok yaralayan yüzü ise silahsız, savunmasız ve idealist kamu görevlileri olan öğretmenlerin terör örgütü PKK tarafından sistematik biçimde hedef alınmasıdır. Son kırk yıl içinde PKK tarafından şehit edilen 383 öğretmenin geride bıraktığı boşluk sadece eğitim alanında değil, aynı zamanda toplumsal barış ve güvenin inşasında da derin yaralar açmıştır.

Bu makalede, öğretmen cinayetleri odağında PKK terörünün Kürt halkı adına konuşma iddiasının nasıl çelişkilerle dolu olduğunu, PKK ve siyasi uzantılarının (DEM) barış ve demokrasi söylemlerinin ne denli inandırıcılıktan uzaklaştığını analiz edeceğiz. Ayrıca, çözüm süreci adı altında yeniden yapılandırılan “Kürt sorunu” söyleminin, aslında bir “terörle mücadele” meselesi olduğu gerçeğini göz ardı etmenin bedellerini tartışacağız.

PKK’nın Eğitim Hedefli Terörü: Bir İnsanlık Suçu

1980’li yıllardan itibaren PKK’nın stratejik hedeflerinden biri, devletin Güneydoğu Anadolu bölgesine olan hizmet götürme mekanizmalarını sabote etmek olmuştur. Bu kapsamda, öğretmenler sistematik olarak hedef alınmış; kırsal alanlarda görev yapan genç kamu çalışanları kaçırılmış, işkence görmüş ve öldürülmüştür. Neşe Alten, Aybüke Yalçın, Necmettin Yılmaz, Ayşenur Alkan, Numan ve Ayşe Konakçı gibi isimler yalnızca görevlerini yapan masum eğitim neferleri değil, aynı zamanda Türk milletinin ortak vicdanında yaşayan simgelerdir.

Silahsız öğretmenlerin infazı, PKK’nın “Kürt halkının haklarını savunmak” gibi iddialarının altında yatan asıl amacın; bölgede kamu otoritesini, eğitimi ve kalkınmayı engellemek olduğunun açık göstergesidir. Öğretmeni olmayan bir coğrafyada, ne nitelikli bir kuşak yetiştirilebilir ne de demokratik bir toplum inşa edilebilir.

Çözüm Süreci: Barış mı, Geri Adım mı?

2013-2015 yılları arasında gündeme gelen çözüm süreci, “Terörsüz Türkiye” idealine dayansa da sonuçları itibarıyla Türkiye'nin kamu güvenliği açısından zafiyet yaşamasına, PKK’nın hem kırsal hem de kentsel alanda yeniden örgütlenmesine ve şehirlere mühimmat yığmasına neden olmuştur.

Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevi’nden gönderdiği mesajlarda “barış” ve “demokrasi” söylemleri öne çıkarılsa da, aynı dönemlerde PKK’nın şehir yapılanmaları olan YDG-H ve diğer unsurların silahlı hazırlıkları, çözüm sürecine olan güveni yıkmıştır. Bu noktada şu sorunun yanıtı önemlidir: Madem barış ve kardeşlik isteniyordu, neden tam da bu dönemde öğretmenlere, sağlık çalışanlarına ve inşaat işçilerine yönelik saldırılar yeniden tırmandı?

Siyasi Uzantılar Sessiz: DEM’in Sorumluluğu

Bugün PKK’nın siyasi uzantısı olarak görülen DEM Parti, çözüm sürecine dair söylemlerini sürdürmekte ancak örgütün geçmişte işlediği insanlık suçlarına dair net bir tavır almaktan kaçınmaktadır. Bu sessizlik, yalnızca siyasi değil ahlaki bir iflasın da göstergesidir. Barış ve demokrasi, sadece devletten beklenen bir sorumluluk değildir; aynı zamanda toplumu temsil etme iddiasındaki her siyasi yapı için asgari bir etik duruştur.

DEM Partisi eğer gerçekten Kürt halkının temsilcisi olduğunu iddia ediyorsa, öncelikle bölgeye eğitim için gelen ve sadece çocuklara bilgi ve umut taşıyan öğretmenlerin katledilmesine dair açık ve net bir özür borçludur. Bu özür, yalnızca öğretmenlerin ailelerine değil, aynı zamanda Kürt halkına da verilmelidir; çünkü öğretmenlerin öldürülmesi, en çok da onların çocuklarının geleceğini karartmıştır.

Eğitim Hakkı ve Bölgesel Kalkınmanın Engellenmesi

PKK’nın saldırılarının doğrudan etkilediği bir diğer alan ise bölgesel kalkınmadır. Yatırımların engellenmesi, yolların ve kamu binalarının bombalanması, fabrikaların yakılması ve çalışanların öldürülmesi; Güneydoğu’nun istikrarlı bir gelişim sürecine girmesini sürekli olarak sabote etmektedir. Bu sabotaj yalnızca ekonomik değil, kültürel ve toplumsal bir felç durumudur.

Kürt halkı adına hareket ettiğini iddia eden bir yapı, nasıl olur da o halkın eğitimini, refahını, huzurunu ve geleceğini hedef alır? Bu sorunun yanıtı verilmeden, hiçbir barış süreci meşruiyet kazanamaz.

Sonuç: Barışın Ön Koşulu Adalettir

Barış, adalet olmadan inşa edilemez. PKK'nın, geçmişteki cinayetlerin hesabını vermediği, DEM’in ise bu şiddeti açıkça lanetlemediği bir düzlemde, çözüm süreci sadece devletin geri adımı olarak kalır. Gerçek barış; öğretmenlerin, doktorların, mühendislerin ve masum sivillerin artık hedef olmadığı bir ortamda mümkündür.

Aybüke Yalçın’ın, Necmettin Yılmaz’ın ve Neşe Alten’in katledildiği bir ülkede, barış söylemi samimiyet testine tabidir. Gerçek çözüm; terörü net biçimde reddeden, mağdurlarla yüzleşen ve toplumsal vicdana seslenen bir siyasetle mümkün olabilir.

YUSUF İNAN / YURTTA SULH CİHANDA SULH

Twitter : @Yusufinan2023
Instagram : yusufinan2023
Instagram : fondinan2016
Email : gundem@sehitlerolmez.com

Web: www.sehitlerolmez.com